Yakın arkadaşlarımızla bir sahil meyhanesinde veya bir doğum günü kutlamasında terasta çıplak sesle bile. Duygusu ve ambiyansı birbirinden çok farklı bütün bu sahnelere Deniz’in çok yakıştığını söylemeliyim öncelikle. Deniz’in dünyaya şarkı söylemek için geldiğine adım kadar eminim.

ŞARKI SÖYLEYEREK NEFES ALAN, KONUŞAN, YAŞAYAN KADIN

Bir kadının sesi her mekanda, her koşulda bu kadar mı güzel karışır geceye? Çünkü Deniz, tüm ruhuyla, kalbiyle şarkı söylüyor. Şarkı söylemek onun için nefes almak gibi hayati bir ihtiyaç. Şarkı söyleyerek var oluyor, aşkı hissediyor, acısını çekiyor, Deniz aslında şarkı söyleyerek konuşabiliyor,  kendisini öyle anlatabiliyor. Salı gecesi People sahnesinde bir kez daha şahit oldum. Deniz, şarkı söyleyerek yaşayabiliyor ancak.

HEM KİMSELERE BENZEMİYOR, HEM DE BÜTÜN KADINLARDAN İZLER TAŞIYOR

Deniz, hem kimselere benzemiyor, hem de bugüne kadar bu topraklara, yakın kıyılara ses veren bütün kadınlardan izler taşıyor sesinde. 

Bir bakıyorsunuz Ajda Pekkan gibi kimseye müdanası olmayan, bir anda çat diye kapıyı çekip çıkabilen, o kadar gözü kara, o kadar cesur.. 

Bir bakıyorsunuz Sezen Aksu gibi gururunu yakıp aşkından yerlerde sürünen... 

Bir bakıyorsunuz Nükhet Duru gibi işveli, her hücresinden hayat taşan, bir bakıyorsunuz Kibariye gibi hayatın, insanların tam göbeğinde “Allah razı olsun o güzel alkışlarınıza” deyiveren...

Bir bakıyorsunuz İtalya kıyılarından Mina gibi esiyor, bir bakıyorsunuz karşı kıyılardan Haris Alexiou gibi şefkatle omzunuza dokunuyor, bir bakıyorsunuz Amelia Rodriguez gibi bizi fadonun hüznüne bulaştırıyor.

Deniz Seki, içinde bu kadınların hepsini birden taşıyor, onları kendi ruhundan, sesinden hiçbirine benzemeden Deniz gibi damlatıyor.

AŞKI SÖYLEYEN BİR KADININ BÜTÜN HİKAYESİ

Bu yılın en çok konuşulan canlı performans mekanlarından People’de her salı sahne alıyor Deniz. Bir yanıyla geçmişi, o görkemli ,ışıltılı gazino yıllarını hatırlatan, bir yanıyla da çok modern, tam İstanbul’lu bir mekanda onu izlemek nefes kesiciydi.

“SABIR ÇİZDİM RESMİNİ, GÜNEŞ YAPTIM, AY YAPTIM…”

“Büyümüşsündür” ile başlıyor söze Deniz. Bize yaşadıklarını şarkılarla anlatıyor gece boyunca.  Aşkla şiddetin içinden geçip kor olmadan küle döndüğü zamanlar satır satır, şarkı şarkı aktı geceye öylece. Kibritçi kız gibi bir türlü aydınlığa çıkmayan gecelerde kendini nasıl avuttuğunu, nasıl çocuklar gibi kendine söylediği mutlu masallarla ayakta kalabildiğini söylüyor şarkılarıyla.

“BİR VARMIŞIM BİR YOKMUŞUM…”

Hemen peşine geride kalanlar korosuyla “İyisin Tabi” geliyor. Yaşananın sorumluluğunu paylaşmadan kaçanlara sitemli bir selam gönderiyor. Sonra o en zor yıllardan, denize sıfır yalnızlıklardan iki şarkı daha.. “İmkansızsa” ve “Sahici”… Ne oluyor sonra, ateş düştüğü yeri yakıyor. “Dile Kolay” şarkısında dile geliyor aşkın gerçeği. Sonra ilk günlerde yazdıklarıyla bir kez daha altını çiziyor aşk karşısında çaresizliğimizin.

“Aşk öyle bir büyü ki, öyle bir büyü ki anlayamazsın / Göze alsan  olmaz, aşka gönül doymaz, seven kalbi istesen de susturamazsın”

“BİL Kİ SANA AŞIK O KADIN BURADA DEĞİL ARTIK…”

Zor olanı sevdirenlerin, aynaların karşısında delirir gibi kendini, kendine şikayet edenlerin, gerçeğiyle yüzleşince yok olanların maskesini düşürüyor sonra. “Ölüm bize masal gelir” diye denize döküyor onları. “Hayat iki bilet” diyor “Biri geliş, biri de dönüş” Sen arada ne yaparsan yap “ister seviş, ister dövüş” Çünkü artık bu kadın hayattan korkmamayı öğrendi. “Bil ki sana aşık o kadın burada değil artık…” Çoktan gitti. 

“PENCERESİZ KALDIM ANNE…”

Böyle böyle geliyoruz gecenin en koyu saatlerine. “1945”ten “Bir Çocuk Sevdim”e, “Tükeneceğiz”den “Hani Benim Gençliğim Anne”ye… Ne olursa olsun, her şeye rağmen koşulsuz, davetsiz, sonuna kadar gidebileceğimiz tek yere..

“Penceresiz kaldım anne 
Uçurtmam tel örgülere takıldı 
Hani benim gençliğim anne “

Ve en başta söylemesi gereken sözünü en sona saklıyor.

“Siz benim nasıl yandığımı / Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz…”

Susuyor, üzerine konuşmuyoruz. Gözlerimizle anlaşıp ayrılıyoruz oradan.