FLORENCE FOSTER JENKINS

1868’de insanların başına neler açacağından habersiz bir bebek dünyaya gelir. Florence büyüdükçe, içindeki müzik aşkı da büyür. Varlıklı babası ona bir bankacıyla evlenip, sıradan bir hayat sürmezse mirasından men edeceğini söyler. Florence müzikten vazgeçmez. Çok sevdiği piyanosunu genç müzisyenlere ders vermek için kullanır. Baba insafa gelir, kızına tüm mirasını bırakır. 18 yaşında kadınları seven bir doktorla evlenen Jenkins kocasından da bir miras alır: Sifiliz. Elinde yaralar çıkar. Piyanonun tuşları yalnız kalır. Ama aşk hiç bitmez. Para da bitmez. Dolayısıyla Jenkins servetinin yettiğince New York’ta bir müzikol açar. İkinci hayat arkadaşı St. Clair Bayfield’le cinsel bir birliktelik yaşamadan sadece sevgi üzerine kurulu bir evlilik sürdürür. Aktör olma hayali kuran St. Clair mutluluğu Jenkins’in menajeri olmakta bulur. Eline ne piyano ne de erkek eli değen kadın müzikle saplantı tadında bir ilişki kurar. Kilolu, güzel sayılmayan bir kadının saygınlığını parasıyla kazanması ve bu gerçeğin farkında olmaması ne büyük bir kandırmacadır!

Stephen Fears’ın yönettiği Meryl Streep, Hugh Grant ve Simon Helberg’in başrolünde yer aldığı 'Florence' 23 Aralık’ta vizyonda.
Stephen Fears’ın yönettiği Meryl Streep, Hugh Grant ve Simon Helberg’in başrolünde yer aldığı 'Florence' 23 Aralık’ta vizyonda.

MERYL STREEP'İN İÇİNDE KAÇ KADIN YAŞIYOR? 

1944’ün New York’unda geçen filmde Florence Foster Jenkins’e Meryl Streep hayat verdi. Jenkins’in şan eğitimi alıp konser verme kararının ardından kahkaha şöleni başladı. Streep’in arya söylerken girdiği haller, mimikleri ve korkunç sesi acı kahkahalar atmamıza sebep oldu. Bir kadının aymazlığı, yersiz çoşkusu ve özgüveni karşısında hayretten hayrete savrulduk. Bir kadının sesi gerçekten bu kadar kötü olabilir miydi? Olmuştu, gerçekti işte!

Hugh Grant’in canlandırdığı St. Clair sayesinde. Adam öyle derin bir sevgi besliyordu ki, karısını alkışlıyor, gazetecilere rüşvet veriyor, kötü bir yorum yapılmaması için tüm enerjisini harcıyordu. Para ve sevgi bir araya gelince enerji zevkle harcanıyordu. Hugh Grant çok başarılıydı ama Streep yine filmi sırtlamıştı işte. Başaramayacağı hiçbir tür veya karakter olmadığını bir kez daha ispatladı.

New York’lu zengin bir kadın olan Florence Jenkins hayatını müziğe adadı. Hastalığı sonucu ellerini kullanamayan Jenkins piyano çalmayı bıraktığı için solistliğe merak saldı. İlk konserinde gerçekler yüzüne vurulmasa da büyük konserinde sesinin yetersizliği gazetelere yansıdı.
New York’lu zengin bir kadın olan Florence Jenkins hayatını müziğe adadı. Hastalığı sonucu ellerini kullanamayan Jenkins piyano çalmayı bıraktığı için solistliğe merak saldı. İlk konserinde gerçekler yüzüne vurulmasa da büyük konserinde sesinin yetersizliği gazetelere yansıdı.

Bence Meryl Streep türler üstü bir kadın. Göbeğini bir tülle örttüğü o komik kostümlerden birinin içinde şarkı söylerken yüzünün aldığı ifadeye salonca o kadar çok güldük ki! Böyle güldürmek kolay iş değil, her an cıvıklaşabilecekken, tam sınırda, ağızda şeker tadı bırakan sahnelere imza atmak hiç kolay değil. Hastalığı yüzünden saçları dökülmüş, konserlerinden yani işkence seanslarından sonra yorulan ve yatağa düşen kadına bakarken yine salonca üzüldük. Tutunacağı tek dalın, cılız bir dal olan sesi olduğunu bilmek, çok uzun yıllar boyunca ağrılar çektiğini, kocasıyla sevişemediğini, hiçbir dostun gerçek dostu olmadığını ve tüm bu gerçekleri inkar ederek yaşamak zorunda olduğunu bilmek aslında çok acı bir deneyimdi benim için. Neyse ki bu deneyimi canlandıran Meryl Streep’ti. İçinde yaşayan kadınlara Florence Foster Jenkins’i ekledi ve o oldu. Rol aldığı en iyi filmlerden biri olmasa da bize ve kendine çok şey kattı.

Girdiği her rolün hakkını veren Meryl Streep, peruğu, kilolu bedeni, abartılı ve komik kostümleri, mimikleri ve korkunç sesiyle muazzam bir karaktere imza attı.
Girdiği her rolün hakkını veren Meryl Streep, peruğu, kilolu bedeni, abartılı ve komik kostümleri, mimikleri ve korkunç sesiyle muazzam bir karaktere imza attı.

NE ŞANSLISIN SİMON!

The Bing Bang Theory’nin yıldızı Simon Helberg, Jenkins’in piyanisti Cosmé McMoon’u canlandırdı. Hikaye boyunca kariyeri ve Jenkins’in hayalleri arasında gidip gelen McMoon sonunda ailenin gerçek arkadaşı olduğunu ispatladı. Zaten gerçek hikayede Jenkins’in piyanisti olmaktan öteye geçememiş ve vücut geliştirmeyle uğraşmış. Helberg minik bünyesine sığdırdığı büyük komedi yeteneğiyle filme katkı sağladı. 36 yaşında ustalarla bir arada oynamak onun için mutluluk sebebi olsa gerek.

The Bing Bang Theory’nin 36 yaşındaki yıldızı Simon Helberg, Jenkins’in piyanisti Cosmé McMoon’u canlandırdı.

Filme girerken Atilla Dorsay, "En iyi kaçış yoludur sinema" dedi. Evet. Ben de Florence Jenkins gibi gerçeklerden kaçmak için gelmiştim. Bazı zamanlarda ve en çok kendime dürüst olmam gerektiğini bir kez daha anlayarak çıktım salondan.