1947-1948 yılları arasında George Orwell tarafından kaleme alınmış, distopya türünün en ünlü ve kült romanlarından biri olan 1984 (Büyük Gözaltı) Taner Barlas’ın kurgusu, Rutkay Aziz’in yönetmenliğinde sahneleniyor.

1984 (Büyük Gözaltı)'da Rutkay Aziz, Taner Barlas, Ekin Aksu, Özcan Alpar, Levent Yılmaz, Aytaç Öztuna, Hüseyin Uçurtma ve Hüseyin Demir birlikte rol alıyor.

"Düşünce suçu ölümü gerektirmez, düşünce suçunun kendisi ölümdür" diyen George Orwell'ın zamansız distopyası 1984'ü tiyatro sahnesine taşıyan iki duayen oyuncu Rutkay Aziz ve Taner Barlas ntv.com.tr'nin sorularını yanıtladı.

Oyun klasiklemiş bir kitaptan sahneye uyarlama. Kitabı okumadan veya filmi izlemeden gelen seyirci oyunla bağ kurabilir mi? 

RUTKAY AZİZ: Gelsin diyoruz. Kitabı okuyup gelenler var oyunu izleyip kitabı okuyan var. Okyanusya diye bir ülkede geçiyor. Özünde tabii otoriter bir rejimde insanların bir baskı altında ezilmişliğinin bir oyunu bu. Ona rağmen özgürlük çığlığını attırmanın gereğine inanıyorum ben. Bizim yorumumuz o. Baskıcı ortamlarda bile özgürlük çığlığını atan insanlar o yolu buluyorlar kendilerine.
Oyunda barış savaştır, özgürlük cehalettir diyor. Bütün bunların içinde umutsuzluğa dönük bir süreçte umudun olduğunu vurgulamaya çalıştık. Bu yorum sanıyorum geçiyor seyirciye.

TANER BARLAS: Sinemanın gerçeğiyle, romanın gerçeği oyunun gerçeği farklı farklı. Romanı okuyan filmi izlediğinde onun da kendine has bir konusu var, bir uyarlaması var ondan keyif alabilir. Oyuna gelen kişi de romanı okumadıysa filmi izlemediyse bile ondan keyif alabilir anlayabilir. Bütün mesele 350 sayfalık romanın nasıl bütünleştirildiği, nasıl biraraya getirildiği. Konu birliği zaman birliği ve kişilerin daha azaltılarak, roman kısaltılarak bir bütün haline getirildiğidir. Oyuna gelen kişi seyrettiği zaman kuşkusuz bu oyundan keyif alacaktır. Hiç romanı filmi izlemese de bu oyun ona bir şeyler anlatacaktır.

Taner Barlas
Taner Barlas

1984’te düşündüğümüz ne varsa izleniyor, özgür değiliz. Bugün bunu sosyal medya ile gönüllü olarak yapıyoruz bir nevi. Dijital çağı, sosyal medya kullanımını nasıl yorumluyorsunuz?

RUTKAY AZİZ: Gizlilik kalktı ortadan. Meraklıyız biraz. T.C kimliklerimizi verdiğimiz an o da bir gözaltı. Seyirciyle tek tek konuşma imkanımız yok tabii tek nereyi beğendiniz, nereyi beğenmediniz diye eskiden yapardık. Şimdi kimsenin vakti de yok tabi. Gençliğe yükleniyorlar zaman zaman. Özal gençliği, 12 Eylül gençliği gibi gibi.
Sosyal medyanın dijital çağın etkisi oldu tabi hepimize. Ama ben gençliğin kendi içinde tartıştığı, ülkeyi sorguladığına tanık oluyorum. Öylesine bir uydu biçimde dolaşmıyorlar. Bir ülke ve toplum gençlerine ve kadınlarına güvenmeli bana sorarsanız. Gençlere ve kadınlara güvenmezse hem hayat anlamında, hem toplumsal anlamında ileriye dönük adım atmanız çok olası değil. Çağın gereklerini yaşamamak imkansız. Mesele doğru kullanmakta, kölesi olmakta.

TANER BARLAS: Her kişi aynaya baktığında kendini sanatçı gibi görür. Aynaya baktığında beğenilmek ister. Tiyatroda ya da sinemada olmak ister insanlar, ekran karşısında görünmek isterler, alkışlanmak isterler. Bu onların kendi dilekleridir. Kendini bir anlamda yücelten bir olaydır. Biz şimdi İnstagram'da Facebook’ta kendi fotoğrafımızı çekiyoruz. Arkadaşımızın fotoğrafını çekiyoruz. Onları paylaşıyoruz. Kendimizin nerede, nasıl olduğunu hangi arkadaşlarla olduğumuzu belirlemek adına. Bu kuşkusuz keyif aldığımız, kendimizi var ettiğimiz bir ortam. Ama bu ortamın tehlikeli boyutu var. O boyutu da başkaları tarafından izlenir olmak. Biz gönüllüyüz. Distopyayı yaşıyoruz. Ama farkında değiliz. Faşizan bir ortamı ortaya çıkarıyor ne yazıkki.

1984’te parti neyi isterse gerçeklik ona dönüşüyor. Günümüzde de sürekli değişen bir gerçeklik kavramı var. İnsan ilişkileri, sevgi, evlilik gibi temel bütün değerler yeniden anlam kazandı. Nasıl değerlendiriyorsunuz. Kendi gençlik dönemlerinizi, şu anki gençliği...


RUTKAY AZİZ: 80’lerin gençliği çok başkaydı.Biz en yüce şeyin emek olduğuna inandık. Emek önemsendi öyle büyüdük. Ama belli bir dönem sonra yalnız gençlik değil, kendi dönemimizin insanları da en yüce şeyi para olarak gördü. Ne yaparsan yap köşeyi dön. İlkesizlik en önemli şey ilkesizlik. Ben emekten yana olan her eylemin içinde olmanın gereğine inandım.


TANER BARLAS: Değişimin olumlu olduğunu sanmıyorum. Türkiye’de yüzde 60 oranında insanlar kitap okumuyor. Kitap okumayan insanlar yarına bakamaz bugünü göremez. Sevgi saygı kavramları vardır. Şimdi sevgiyi tükettik sevgi meta haline geldi. Saygıyı tükettik. Herkes 1984’te olduğu gibi giderek robotlaşmaya başladı. Duygularımızdan ve saygımızdan giderek uzaklaşmaya başladık. Şimdi artık robotlar yaşamımıza giderek girmiş durumda.

Yakında dizi projesi var mı? 

RUTKAY AZİZ: Dizilerin yoğunluğundan korkuyorum. Tiyatro daha uygar. Kaçta başlayacağını, kaçta biteceğini biliyorum, televizyon öyle değil.

Ama çok seveceğim bir şey olursa neden olmasın. Sinema da ayrı bi zevk. En son Şener Şen’le bir proje yaptık çok severek oynadım onda da.

Bugüne kadar tiyatroda hep olumlu roller oynadım. O anlamda 1984’te oynadığım karakter çok farklı güzel benim için. Bizi yaşatan seyirciler, annem her gece aynı laflar aynı oyun sıkılmıyor musunuz derdi. Ben de anne seyirci aynı seyirci değil derdim.

Seyirci değişiyor, o değiştiğinde siz de değişiyorsunuz zaten. Tiyatro sinemadan televizyondan çok başka. Insan insanla iç içe en az beş duyuyu birlikte paylaşıyorsun. Kalkıp seyirciye dokunabilirim de. Ama televizyonda sinemada bu şansın yok ekranı delip geçemiyorsun.

Kimileri tiyatro ölü sanattır der. Değil. Tiyatro insan yaşadıkça yaşayacak bir sanat. Bana sorarsan genç bir kadın, doğurgan bir kadın.
Tiyatrodan sinema doğmuş, heykel doğmuş...

Almanya 2. Dünya savaşı’ndan sonra harap oldu. Ama şavaş bitti kendilerine geldiklerinde ilk yaptıkları şey tiyatro oldu.

Tiyatroya ilgide artış var. Dizilerden kopuyor insanlar. Diziler birbirlerine benziyorlar. Sürekli silahlar konuşuyor dizilerde. Çocuk sömürüsü de var.

TANER BARLAS: Kendimizi tiyatroya verdik. İyi bir rol gelirse neden olmasın.

Türkiye’de kadına şiddet, hayvanlara şiddet giderek artıyor. Nedeni nedir sizce?

RUTKAY AZİZ: Cehaletin sonucu. Uygar olamadık. Kanada’da kenardan bir ayı karlık kıyamet yolda ağır aksak yürüyor. Arkasında arabalar onun ritminde ağır ağır gidiyor. Türkiye’de bunu düşünebiliyor musunuz? Uygarlık dediğim hikaye bu. Cehalet dediğimiz olay bu.

Mustafa Kemal’in bir lafı var. Cephede diyorlar ki ‘paşam ne güzel savaş bitti.’ “Hayır savaş daha bitmedi biz şimdi cehaletle savaşacağız” diyor, 1920’lerde söylediği bir laf. Geldik 21. Yüzyıla hala cehaletle uğraşıyoruz.

TANER BARLAS: Eğitimden. Eğer eğitimsiz bir toplumsanız eşinize eziyet etmeyi, hayvana tekme atmayı kendinize hak görüyorsunuz. Çünkü siz insan olarak daha yücesiniz, büyüksünüz. Bir canlının varlığından sizin gibi bir yaratık olduğundan haberiniz olmuyor. Şehirlerde eğitimli insanın şiddeti daha başka oluyor. Bir kadına tokat atmıyor vurmuyor belki ama ona söylediği kaba bir söz de şiddettir. Bir de kanunların bu konudaki yetersizlikleri var.