AYNI ESPRİ, AYNI KAHKAHA
“DÜĞÜN DERNEK 2: SÜNNET”

Ahmet Kural ve Murat Cemcir ikilisini seviyorsanız mesele yok, zaten yazının geriye kalanını okumayacaksınız. Kararınızı çoktan verdiniz, bu filme gideceksiniz. Yazıyı okusanız biz de aynı şeyi söyleyecektik ama. Yaratıcı yazar-yönetmen Selçuk Aydemir, “çete”sinden gerekli verimi alabileceğini TV harikaları diyebileceğimiz “İşler Güçler” ve “Kardeş Payı”nda göstermişti. Üstelik iki yıl önceki “Düğün Dernek” de gayet keyifli bir film olmuştu. Devamı neden komik olmasındı? İlk filmde oğlunun düğününü yapan İsmail, bu kez torununun sünnet düğünü için kolları sıvar. O kollara mahalle sakinleri yine omuz verir. Ama acele işe mizah karışır. Hatta aşk bile karışır. Yine Sivas’ta çekilen filmde Kural-Cemcir ikilisi, tiplemelerini korurken onlara Rasim Öztekin, İnan Ulaş Torun, Devrim Yakut, Barış Yıldız ve aşırı yetenekli Şinasi Yurtsever eşlik etmiş. Yapımın bir devam filmi olması dolayısıyla kendini biraz tekrar etme riski mevcut. Üstelik gülme garantisi bugünlerde Cem Yılmaz filmlerinde bile yok ama bu film için hislerimiz gayet gülümsemeli.
(3.5/5)

SHAKESPEARE’DEN GELECEĞE AĞIT
“MACBETH”

Gelelim biraz daha ciddi durumlara. “Macbeth”, isminden hemen anladığınız gibi, Shakespeare’in İskoçya kökenli aynı isimli generali anlattığı ünlü hikayeye dayanıyor. 11. yüzyıl İskoçya’sındayız. Macbeth asilerin isyanını bastırmıştır. Kahinler kendisine kral olacağını söyler. Ah, o kahinler yok mudur. Macbeth, hırslanır. Haris karısı da bastırınca, mevcut Kral’ı öldürüp tahta oturur. Ama bitmez. Macbeth’e bu yetmez. Giderek yalnızlaşan, kendisine karşı en ufak olumsuz his besleyen sıradan bir kişiye bile tahammülsüz bir hükümdara dönüşür. Dönüşmek? Zaten bu kişilikle doğmuştur sanki. Shakespeare’in insanoğlunun içindeki kötülüğü ustaca anlattığı hikayenin, sinema versiyonunda da bir ustalık hakim. Bir kere başrolde, istediğinde gayet kötücül bakışlara sahip olabilen yetenekli bay Michael Fassbender var. Yönetmen koltuğunda oturan Justin Kurzel’in henüz ikinci uzun metrajında gayet ustaca sahneler çektiğini de söyleyebiliriz. Oyuncu kadrosunda ayrıca Oscarlı aktris Marion Cotillard yer alıyor. Prömiyerinin yapıldığı Cannes’da dakikalarca ayakta alkışlanan, bu yılın Oscar yarışında isminin geçmesine kesin gözüyle baktığımız, önemli bir film.
(4.0/5)

ACI GERÇEKSE, GERÇEKLER DE ACIDIR
“AŞKA ÖZGÜRLÜK”

Sinemada bazı dokunaklı öykülerin gerçek hikayelere dayandığını öğrendiğinizde tüyleriniz diken diken olur mu? Bu filmi izlerseniz olabilir. Tedavisi imkansıza yakın bir akciğer hastalığına yakalanan polis dedektifi Laurel Hester’in gerçek hayat hikayesinden uyarlanmış bir film. Toplumun gözünde öyle sıradan bir hayatı yoktur Laurel’in. Hayat arkadaşı da bir kadındır. “Ölünce emeklilik gerilim onun olsun” der. Demesi yetmez. Bunun için mücadele etmesi gerekir. “Still Alice”te Alzheimerla boğuşan dilbilim profesöründen sonra Julianne Moore, yine yorucu ama yormayan bir performansa imza atmış. Oscar adaylığına göz kırparken kalbinin göz kırptığı hayat arkadaşı rolündeyse, gerçek hayatta da cinsel kimliğini saklamayan Ellen Page hayli inandırıcı. Kadroda ayrıca Steve Carell ve Michael Shannon da var. ABD’li sinemacı Peter Sollett’in belli bir düzeyi tutturduğu yapımın, aynı konuyu işleyen Oscar ödüllü 2008 yapımı kısa belgeselin biraz gerisinde kaldığını söylemeliyiz. Sadece kişisel değil hem topluma hem de siyaset kurumuna karşı mücadeleyi anlatan filmin yine de kaçırılmaması gerektiği düşüncesindeyiz.
(3.5/5)

“SHOW BUSINESS”A İÇERDEN BAKIŞ
“LIFE”

Video klip ve performans sanatları yönetmenliğinden gelme Anton Corbijn, Depeche Mode konserlerini çekmekle geçirdiği 2 yılın ardından sinemaya dönmüş. Kariyerinde George Clooney’in oynadığı “Centilmen” gibi son derece stilize bir kurmaca film de bulunan Corbijn, bu kez ortaya karışık bir iş çıkarmış. Şöyle ki: “Life” adlı ünlü magazin dergisinin fotoğrafçısı

Dennis Stock, patronu tarafından, yeni yeni meşhur olmaya çalışan James Dean adında genç bir aktörü izlemekle görevlendirilir. Karşılıklı bir “yırtma” amacı sözkonusudur. Dennis bir yıldızın keşfine ortak olmak, genç “Jimmy” ise ünlü bir yıldız olmanın peşindedir. Corbijn, o günlerin “show business” atmosferini başarıyla yansıtırken günümüzün benzer dünyasına da yerinde göndermeler yapmış. James Dean rolünde, zerre kadar benzemese de iyi iş çıkardığınız düşündüğümüz genç aktör Dane DeHaan var. Üstelik film tamamen onun üzerine kurulu değil. Fotoğrafçıda Robert Pattinson üzerine düşeni yapmış. Kadroda ayrıca ustaların ustası Ben Kingsley’in yanı sıra yükselişteki isimlerden Joel Edgerton mevcut. Corbijn’in ortalamanın bir tık üstünde yorumlarla karşılanan filmi, James Dean hayranlarından çok, sözünü ettiğimiz şov dünyasının arka planını merak edenlere adanmış gibi.
(3.0/5)

ETKİLEYİCİ YERLİ DRAMA
“SARMAŞIK”

Sarmaşık iyi yazılmış, iyi çekilmiş bir film. İflas eden bir armatörün açık sularda bulunan bir gemisi mahsur kalır. 5 gemici ve kaptandan oluşan mürettebat deniz hukuku gereği hiçbir yere kıpırdayamaz. Bir yandan sabırları zorlayan bir bekleyiş, diğer yandan bürokratik ve dolayısıyla hiyerarşik bir sisteme karşı mücadele. Karmaşık olabilecek bir hikaye düzgün senaryoyla gayet anlaşılır olabiliyormuş işte. Görüntüler de güzel zira görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki. Filmi yazan ve yöneten ise bağımsız sinemacılardan Tolga Karaçelik. Başrollerde Nadir Sarıbacak, Kadir Çermik, Hakan Karsak ve Özgür Emre Yıldırım var. İyi çekildikten sonra her hikaye kendini izlettirir. “Sarmaşık” da öyle. Sundance Festivali’nde yarışmışlığı bulunan böyle bir işçiliğin sınırlı sayıda salonda gösterime girmesi üzerinde ise uzun uzun düşünmemiz lazım.
(3.5/5)

HERKESİN BİR SINIRI VARDIR
“DOLANMA”

Her anlam geride bir iz bırakır. Batı Karadeniz’de geçen öyküde sezonluk işçi olarak ormanda çalışan iki kardeşin, bir kadının yarattığı etkiyle baş etmeleri gerekir. Şöyle ki: Kemal ile Cemal, sezonluk işçidir ama geçim dertleri sezonluk değil, ebedidir. Kemal bir gün yanında Nalan ile gelir. Annelerinin ölümünden daha fazla etkilenen kardeş Cemal, durumdan memnundur ama zamanla Kemal huzursuzluk duymaya başlar. Kadının aşmaması gereken sınırlar vardır çünkü. İki kardeş arasındaki çatışma noktaları cümlelere dönüşür. Nalan gitse iyileşeceklerdir belki. Ama öyle de olmaz. Tunç Davut’un yazdığı bu sade öykünün başrollerinde Muhammet Uzuner, Baran Şükrü Babacan ve Defne Halman var. Sade öyküleri severiz sevmesine de şu tempo sorunu olmasa.
(2.5/5)