Heybesinde türkülerle yollara düşen bir 'abdal': Haluk Tolga İlhan

Heybesi türkülerle dolu bir “Abdal” olarak 5 yıl önce yollara düşen opera sanatçısı Haluk Tolga İlhan, Ruhi Su’nun ayak izlerini takip ederek Anadolu’yu bir uçtan bir uca dolaşıyor.

ntv.com.tr 29.01.2016 - 16:50

Heybesinde türkülerle yollara düşen bir 'abdal': Haluk Tolga İlhan

Bilkent Üniversitesi Opera ve Şan Bölümü’nden mezun olan Haluk Tolga İlhan, kurduğu Abdal grubuyla 2011 yılında “Ervah-ı Ezelde” isimli bir albüm çıkardı. Büyük ses getiren bu albümün ardından “Çerağ-ı Aşk” ve “Hançere” albümleri raflardaki yerini aldı. Türküleri seslendirirken opera eğitiminden yararlanan İlhan, Ruhi Su ile özdeşleştiriliyor. Haluk Tolga İlhan, halen opera sanatçısı olarak görev yapıyor.

Ervah-ı Ezelde türküsü denilince son yıllarda akla gelen ilk isim hiç kuşku yok ki Haluk Tolga İlhan.

Aşık Sümmani’nin güzel türküsünü yeniden yorumlayan opera sanatçısı Haluk Tolga İlhan, kısa süre içinde geniş kitleler tarafından tanındı.

Abdal grubunun solisti Haluk Tolga İlhan’ın etkileyici sesiyle yeniden vücut bulan türkü, internette milyonlarca kez dinlendi.

Piyano, komalar eklenmiş gitar, santur ve çello gibi batı enstrümanlarını kullandığı albümleri toplumda geniş karşılık gördü.

Farklı söyleyiş tarzıyla da adı sık sık Ruhi Su’yla birlikte anıldı.

Ruhi Su hayranı olduğunu gizlemeyen İlhan, 1985 yılında hayatını kaybeden ünlü sanatçıyla konser verme şansı yakalayamadığı için de büyük üzüntü duyuyor.

Türküler eşliğinde büyüyen Haluk Tolga İlhan’ın operaya uzanan öyküsünü kendisinden dinledik.

AŞIKGİLLER GELENEĞİNDEN

Müzik serüveniniz ne zaman ve nasıl başladı?

Müzik ile ilkokul yıllarında tanıştım diyebilirim. Üçüncü sınıftayken “Sarı Zeybek” türküsünü söylemiştim. Bu türkü öğretmenimin dikkatini çekmişti. Babam ve annem; Pir Sultan’dan, Şah Hatayi’den, Nezahat Bayram’dan deyişler, türküler söylerdi. İkisinin de sesi çok güzeldi. Babam benim için bir bağlama yaptırdı, sonra da kursa gönderdi. Anlayacağınız müzik tutkusu aileden geliyor.

Aslen Erzurumluyum. Ailem aşıkgiller geleneğinden. Dedemin, onun babasının da sesi çok beğenilirmiş. Dedemin dedesi ise Kars dolaylarında Aşık Heyrani olarak tanınıyormuş. Bir şiir kitabı da varmış, o kitaba ulaşmaya çalışıyorum.

TÜRKÜLER HEP BAŞUCUNDA

Türkü söylüyorusunuz ama aslında operacısınız.

Evet, opera ve şan mezunuyum. Daha lise yıllarında özel bir sesim olduğunu biliyordum. Opera sanatçıları olan ikiz ablamlar (Gülay-Nuray İlhan) sayesinde Luciano Pavarotti ve Franco Corelli gibi büyük sanatçılarla tanıştım. İlk olarak Hacettepe Üniversitesi’ni kazandım ancak altı ay sonra okulu bıraktım. O dönemde İhan Şenol bana ücretsiz dersler verdi, kendisinin hakkını asla ödeyemem. 1992 yılında da yevmiyeli olarak Devlet Opera ve Balesi’ne adım attım. Burslu olarak girdiğim Bilkent Üniversitesi’nden ise 2002 yılından mezun oldum.

Opera eğitimi aldığım dönemde de halk müziği hayatımdan hiç eksik olmadı. Ruhi Su, Sümeyra Çakır, Feyzullah Çınar, Emekçi, Rahmi Saltuk, Cem Karaca, Zülfü Livaneli ve Sadık Gürbüz gibi sanatçıları da dinliyordum.

AİLEDEN DESTEK

Peki bu kadar türkü aşığı olan aileniz opera okumanıza nasıl tepki gösterdi?

Benden önce iki ablam operaya girmişti. Bu yüzden ben sanki biraz daha şanslıydım. Ablamlar operayı seçtiği zaman babamda az da olsa mesafeli bir duruş oldu. Fakat kendisi vizyonu çok geniş olan bir eğitimciydi. Bu yüzden de herhangi bir zorluk yaşamadık. Ailemden her zaman destek gördüm.

RUHİ SU ETKİSİ

Operayı ile türküyü buluşturan Ruhi Su gibi koskoca bir örnek de vardı önünüzde...

Köy Enstitüleri geleneğinden gelen babam Ruhi Su’yu zaten çok dinlerdi. Bu da benim için söyleyiş biçimi ve repertuar açısından çok yararlı oldu. Elbette Ruhi Su’nun tekniği tartışılabilir. Ama opera tekniğiyle neden türkü söylenmesin?
Siz de duymuşsunuzdur, Aşık Veysel’in Ruhi Su’nun söyleyiş tarzına yönelik bir eleştirisi var. “Köyde yetişen kır çiçeklerini şehre götürüp bir saksıya koyarsanız o eski kokusunu bulamazsınız” şeklinde... Bu konuda geleneksellikten yana olanlar ile yenilikçiler arasında görüş farklılığı var. Fakat bana göre durum siyah ve beyaz kadar da keskin değil. Bence önemli olan toplumsal hafızadır. Eseriniz toplumda ne kadar karşılık buluyor? Bazen albümde çok da fazla dikkat çekmeyen bir türküye konserlerde büyük talep gelebiliyor. Veya çok dinlenmesini beklediğiniz türküler hiç de rağbet görmeyebiliyor.

‘YALANCISIN’ YOKSA ALBÜM DE YOK!

Örneğin; Ahmet Kaya, “Saza Niye Gelmedin” şarkısını albüme almak istememiş, bildiğim kadarıyla da son anda eklenmiş. Ancak albümde en parlayan şarkı da o oldu. Gerçeği söylemek gerekirse, son albümümde seslendirdiğim Aşık Mahsuni’nin “Yalancısın İnanamam” isimli türküsü, farklı bir tarzda olduğu için içime çok sinmemişti. Ama yapımcım Faruk Altun, bu türkü için oldukça ısrarcı oldu. Nihayetinde “Eğer Yalancısın’ı söylemezsen albümü çıkartmayız” dedi. Ben de söylemek zorunda kaldım. Biliyorsunuz “Yalancısın İnanamam”, albümün en çok dinlenilen parçası olarak dikkat çekti. Bu eseri konserlerde dinleyicilerle birlikte söylüyoruz.

'ABDAL’IN ÇIKIŞ ÖYKÜSÜ

‘Abdal’ grubu nasıl kuruldu? Kısa süre sonra da beklenmedik bir ayrılık geldi...

Abdal grubunu Ali Ekber Kayış ile birlikte kurduk. “Ervah-ı Ezelde” türküsünü internette yayınlanınca çok büyük ilgi gördü. Türküyle aynı ismi verdiğimiz ilk albüm, 2011 yılında çıktı. Ancak albümden kısa bir süre sonra baş gösteren çeşitli problemler nedeniyle yollarımızı ayırdık.

HANÇERE’NİN NAĞMELERİ

İkinci albümünüz “Çerağ-ı Aşk”tan sonra “Hançere” geldi. Bu son albümünüzden biraz bahseder misiniz?

Geçtiğimiz yıl çıkardık “Hançere” albümünü. Ancak çeşitli sebeplerden ötürü tanıtımını yeterince yapamadık. Buna rağmen albümdeki “Etek Sarı” ve ‘Yalancısın İnanamam” türküleri büyük ilgi gördü. Dilerseniz önce albüme adını veren “hançere”den biraz bahsedeyim. Hançere en genel ifadeyle “gırtlak” demek. İlk iki albümde söyleyiş ve müzikal altyapı kaygısını birlikte güderken, bu albümde sesime has olan hançereyi ortaya çıkarabileceğimiz eserler üzerine yoğunlaştık. Bir türkü düşünün; siz onu ne kadar düzenleme ile dönüştürmeye çalışırsanız çalışın, o türkünün kendi özelliği, hissi buna izin vermeyebiliyor. Sözün biçime verdiği bir şekil var ve ne yapsanız onu bir türlü aşamazsınız. Bence modernizme karşı bir direniş olarak da okunabilir hançere.

‘EŞKİYALAR’ YOLDA!

Yeni albüm çalışmaları ne durumda? Hayranlarınıza güzel haber verebilir misiniz?

Bu sıralar eşkiya türkülerine yönelik bir albüm üzerinde çalışıyorum. Bu projemi en kısa zamanda dinleyicilerle buluşturacağım. Bir diğer projem ise zeybekler üzerine olacak. Tarihi enstrümanlardan, özellikle de Gritlilerin çok güzel çaldığı lavtayı merkeze alarak albümü şekillendireceğim.

PİR SULTAN’IN ADI GEÇİNCE...

Repertuarınızı nasıl seçiyorsunuz? Özellikle hangi yörelerden türkü söylemeyi tercih ediyorsunuz?

Her yörenin kendisine özgü bir güzelliği var. Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet ve Teslim Abdal gibi ozanların türküleri bende bambaşka duygular yaratıyor. Zeybekleri de Karadeniz ezgilerini de çok severim. Ama Sivas, Erzurum, Dersim ve Erzincan yöresi türkülerini daha yürekten hissediyorum. Öte yandan, Kürt ve Ermeni ezgileri üzerine de çalışmalar yapmak istiyorum.

OPERADA BAŞROLLER ALDI

Bir yandan da opera sanatçılığınız devam ediyor.

Evet, Ankara’nın ardından şu an İstanbul’dayım. Devlet Opera ve Balesi’ndeki görevimi sürdürüyorum. Şimdiye kadar “Şen Dul”, “Saraydan Kız Kaçırma”, “Figaro’nun Düğünü” ve “Palyaçolar” gibi pek çok eserde başrol oynadım.

ZEKİ MÜREN’DEN SONRA NASIL SÖYLENİR?

Opera klasiklerinden bir albüm yapmak ister misiniz?

Geçmişte birçok sanatçı arkadaşım opera albümü çıkardı, ben de isterim tabii ki... Ama toplumda bir karşılığı var mı acaba? O eserleri Pavarotti gibi büyük ustalar çok güzel seslendirdi, şu anda da başarıyla söyleyen çok sayıda sanatçı var. Bence bir sanatçının seslendirdiği esere kendisinden bir şeyler katması lazım. Şöyle bir örnek vereyim; “Şimdi Uzaklardasın” şarkısını Zeki Müren’den sonra tekrar söylemenin bir anlamı var mıdır? Bir eseri söylemeye karar vermeden önce söyleyişe özgünlük katılabilecek mi bundan emin olunması gerekiyor. Ben repertuarımı bu düşünce ile seçiyorum.

HOLLYWOOD’DAN GELEN ÖDÜL

Binlerce kilometre öteden ödül almışsınız...

ABD’de yaklaşık 5.5 ay bulundum. Opera Reading Club of Hollywood yarışmasında “En İyi Tenor” ödülüne layık görüldüm.

KONSERDEN KONSERE GEZGİN MİSALİ

Sizi televizyon ekranlarında pek fazla göremiyoruz. Daha çok konserlere ağırlık veriyorsunuz sanırım.

Belki de müzik tarzımızdan dolayı medyanın bir bölümünde çok görünür değiliz. Daha çok yurtiçi ve yurtdışı konserleriyle geçiyor zamanımız. Çok sayıda davet alıyoruz. Üniversiteler, dernekler ve vakıflar düzenledikleri etkinliklerde bizi de yanlarında görmek istiyorlar. Bu da kuşkusuz beni çok mutlu ediyor. Kanımca bir sanatçı için dinleyici ile buluşabileceği platformlardan daha çekici bir alan yoktur. Mümkün olduğu kadar çağrıldığım her yere gitmeye çalışıyorum. Konserlerimiz oldukça coşkulu geçiyor, söylediğimiz türküler de büyük beğeni topluyor.

SENDİKALI BİR SANATÇI

Sendikacı bir geçmişiniz de var. Bir dönem sendika başkanlığı da yaptınız.

Evet, üç sene KESK’e bağlı Kültür Sanat Sen İstanbul Şube Başkanlığı’nı yaptım. Ancak albüm ve konser çalışmalarım nedeniyle yeniden aday olamadım.

EĞİTİMCİ YÖNÜ DE VAR

Opera, albüm ve konser çalışmalarından arta kalan vakitlerinizde şan eğitimi de veriyorsunuz.

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde ses eğitimi üzerine dersler veriyorum, şan konusundaki bilgilerimi paylaşıyorum. Üç senedir devam ediyoruz, kalabalık olan derslerimiz oldukça keyifli geçiyor.

OPERADAN ÖNCE TEKVANDO!

Operadan önce uzun yıllar sporla uğraştınız. Hem de oldukça zor ve tehlikeli dallarından biriyle...

Üniversite öncesinde tekvando yaptım. Milli tekvandocuydum. Beş kez Türkiye Şampiyonu oldum. Ancak daha sonra bırakmak zorunda kaldım.

Kendisine özgü tarzıyla türkü söyleyen Ruhi Su, halk müziğinde yeni ve farklı bir sayfa açmıştı. Çok sayıda albüme imza atan Su, birçok sanatçıyı da etkilemişti.
Kendisine özgü tarzıyla türkü söyleyen Ruhi Su, halk müziğinde yeni ve farklı bir sayfa açmıştı. Çok sayıda albüme imza atan Su, birçok sanatçıyı da etkilemişti.

KİMLERDEN ETKİLENDİ?

Hangi sanatçıları örnek aldınız? Etkilendiğiniz sanatçılar var mı?

Ruhi Su, Sümeyra Çakır, Cem Karaca, Nezahat Bayram, Tülay German ve Feyzullah Çınar gibi sanatçıları çok beğenirim. Paul Robeson’u da keyifle dinlerim.

KEŞKE AYNI SAHNEDE OLABİLSEYDİM...

Birlikte konser vermek istediğiniz sanatçılar var mı? İsim verebilir misiniz?

Ruhi Su’yla birlikte türkü söylemek kuşkusuz çok güzel olurdu. Maria Callas’la, Edif Piaf’la, Rashid Behbudov’la da aynı sahnede olmayı çok isterdim.

POPÜLER OLMAK MI, KALICI OLMAK MI?

Sanatçılar seslerini duyurabilmek için zaman zaman popüler işler de yapmak zorunda kalabiliyor. Bu da estetik kaygıları büyük ölçüde ikinci plana atıyor. Sizce bir sanatçı ne yapmalı, nasıl bir yol izlemeli?

Müzik piyasasının bir sanatçıdan talep ettiği ile kıymetli işler yapmak aynı şey değildir. Elbette, piyasanın istediği işler sana para ve şöhret getirebilir. Ama öyle önemli işler yaparsın ki, değeri bundan 50 yıl, hatta 100 yıl sonra ancak anlaşılabilir. Günümüzde kaliteli eserler ortaya koyduğunuzda elbette ki toplumsal karşılığını alabilirsininiz.

"KASIRGALARA GÖĞÜS GERMELİ"

Fakat toplumun beklentisinin üzerinde daha değerli bir iş yaptığında ise onun kütüphanede yer almasını sağlayabilirsin. Günümüzde sanatçıların bir çoğu her ikisini de düşünmek zorunda. Maalesef şimdilerde sanatçılar para kazanma kaygısıyla daha popüler işler yapmak zorunda kalıyorlar. Tabii, bu da kapitalizmin sanatçıları karşı karşıya bıraktığı bir durum ama gerçek sanatçının görevi kasırgalara göğüs germek, sanata katkı sağlayabilecek işler yapabilmektir. Ben de çalışmalarımda bunları dikkate alarak ilerlemeye gayret ediyorum.

Sayfa Yükleniyor...