Kılıçdaroğlu: Adaleti yok sayacağız

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu,  HSYK ile ilgili düzenlemeye ilişkin, "Teklif, yasalaşırsa devletin bir ayağı yok olmuş olacak. Adalet artık yok, adaleti yok sayacağız artık" dedi.

21.01.2014 - 14:45

Kılıçdaroğlu: Adaleti yok sayacağız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, "17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu üzerinden bir ayı aşkın süre geçtiğini" söyledi.

Kullanılan her oya, her zaman saygı duyduklarını belirten Kılıçdaroğlu, hiçbir vatandaşı "neden şu partiye oy verdin" diye suçlamadığını, verilen oyun çok değerli olduğunu kaydetti.

Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Siz bu ülkenin temiz insanları, oyunuzu üç Y ile mücadele edeceğini söyleyen bir partiye verdiniz, üç kez iktidara getirdiniz. Bugün geldiğimiz sonuca bakalım. Herkes elini vicdanına koyarak beni dinlesin. Yoksullukla mücadelede başarılı oldular mı? Konya'da 40 günlük Ayaz bebek. Tek odada, camı kırık bir odada bir aile oturuyor, kimsenin yardım etmediği bir aile. Manisa'da bir gazi, Samsun'da Kübra bebek açlıktan öldü. Sakarya'da bir kadıncağız üç gündür yemek yemediğini söylüyor. Börek getiriyorlar, bir lokma yiyip bayılıyor. Bursa'da 6 yaşında çöpten kağıt toplayan çocuk, arabanın altında kalıp hayatını kaybediyor. O çocuğun okula gitmesi, birilerinin sahip çıkması lazım. Türkiye manzarası. Nerede bu sosyal devlet, siz sormayacak mısınız hala? Oy verdiniz, kendileri kalkındı, sizler perişan oldunuz. Yasaklarla mücadele edeceklerdi, yaptılar mı hayır. AKP'ye oy veren yurttaşlara bir kez daha sesleniyorum, bunlar hangi yasaktan söz ediyorlar. İşadamı korkudan düşüncesini açıklayamıyor. Hükümet'e bir şey söyleyemiyor, derdini anlatamıyor. Topluma korku sindi."

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, yolsuzlukla mücadele yerine, "yolsuzlukları nasıl örteriz"in mücadelesinin verildiğini ileri sürdü.

Kılıçdaroğlu, "Yolsuzluğun boyutu o kadar büyük ki insanın aklı almıyor. Öyle bir noktaya geldi ki yolsuzlukla mücadele eden değil yolsuzluğu savunan başbakan portresi çıktı. Bu olay, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin, Türkiye Cumhuriyeti devletini soymasıdır. Olayın boyutu budur" diye konuştu.

Bazı bakanların istifa ettiğini, bazılarının çocuklarının içeride, bazılarının arandığını, kaçtığını ifade eden Kılıçdaroğlu, olayın büyük olduğunu ileri sürdü.

"Bize komplo" söylemlerinin, "hikaye" olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini, "Ben yolsuzluğun üzerine gidip gitmediğine bakarım. Gidiyorsan eyvallah, gitmiyorsan senle sorunumuz var demektir. Bu kadar büyük yolsuzluğu örtmenin yolu, devleti çökertmektir. Devlet, yasama, yargı, yürütme üzerinde oturuyor. Birini çökertirseniz devlet çöker. İlk kim farkına vardı, TBMM Başkanı, 'Anayasanın 138. maddesi çöktü' diyor. Devletin çöktüğünü ve bir devlet krizi görüyoruz" diye sürdürdü.

Kılıçdaroğlu, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun HSYK ile ilgili maddesine göre, Hakimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturulduğunu anımsattı. Kılıçdaroğlu, "Başkanlık sistemini çekin, HSYK belli noktaya getirildi, bunu da kabul edeceğiz, yasalaştıracağız" dediklerini anlatarak, Başkanlık sisteminin geri çekilmeyerek, komisyonun ortadan kaldırıldığını söyledi.

HSYK teklifinin parlamentodan geri çekilmesi ve yolsuzluk davalarına müdahale edilmemesi yönündeki koşullarının bulunduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, "Anayasa değişikliğinde her türlü desteği veririz, krizi fırsata çeviririz, güçlü bir anayasa yaparız" görüşünü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e de ifade ettiğini anlattı.

'BUNU ÖRTECEK BEZ YOK'
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"AKP milletvekillerine sesleniyorum, sizin Genel Başkanı'nız size yalan söylüyor. Çağdaş bir anayasadan yanayız. Biz samimiyiz onlar samimi değiller. Onların samimi olmadığını CHP milletvekilleri çok iyi biliyor. Söz verip komisyonlarda bazı maddeleri geri çekiyorlar, 'bir daha geri getirmeyeceğiz' diyorlar, Genel Kurul'da bu sözden dönüp, aynı maddeyi getiriyorlar. Bu bir AKP klasiği. 'Bu yolsuzluklardan kurtulmamız için bir şey yapmamız gerekiyor, tek yol devleti, sistemi çökertmek...' HSYK teklifinin parlamentoya geliş nedeni bu, mahkemeleri Adalet Bakanı'na bağlamak. Bu olaylar, çok büyük, bu olaylar kapanmaz. HSYK yasası da çıksa bu olay kapatılmaz. Olay büyük, neresini örteceksiniz, bunu örtecek bez yok. Bizzat Başbakan, bu olayların içinde, baş aktör. Başbakan değil baş yalan. Bunu da her ortamda ispat etmek mümkün.

AKP milletvekillerine sesleniyorum, yasama organı adına siz değil Başbakan konuşuyor, sizi kendi yolsuzluğuna alet ediyor farkında mısınız? Torba yasa getiriyorlar, bunların içinde mutlaka yolsuzluğa yönelik madde var. Hala el kaldırıyorsunuz. Çocuklarınıza hesap vereceksiniz. Bu yolsuzluk dosyalarını aklama konusunda duyarlı olun.

HSYK teklifi görüşülecek. Ya devletin dibine dinamit koyacaksınız ya bu ülke aydınlığa kavuşmuş olacak. Adalet Bakanı'na mahkemeleri bağlıyorsunuz, Anayasa Mahkemesi'ni de kalkıp Başbakan'a bağlayın. Aynı şey. Böyle bir şey olabilir mi?"

Kemal Kılıçdaroğlu, "Bu ülke din iman edebiyatıyla nasıl bu hale geldi? Dikta rejimlerinde ve dinin siyasete alet edildiği rejimlerde yolsuzluk pik yapar. Bunun en bariz örneği Türkiye Cumhuriyeti'dir" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin siyasi tarihinde yolsuzlukların üzerine örtmenin bulunmadığını, gerekli mücadelenin her zaman verildiğini söyledi.

Gelinen noktada ise yolsuzluk iddiaları olduğunu, dört bakanın görevlerinden istifa ettiklerini, ancak haklarındaki fezlekelerin bir türlü TBMM'ye gelmediğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise yolsuzlukları savunduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın Brüksel'e yaptığı ziyarette bu konu hakkındaki soruları nasıl yanıtlayacağını merak ettiğini kaydetti.

İddialar karşısında "paralel devlet var" şeklinde açıklamalar yapıldığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Benim merak ettiğim bu ayakkabı kutusundan çıkan 4,5 milyon doların paralel devletle ne ilgili var O bakana verilen 700 bin liralık saatin paralel devletle ne ilgisi var? Haram para ile Umre ziyaretinin, o çocukların yatak odalarında çıkan kasaların, o kasaların içindeki Dolarların, Euroların, Liraların paralel devletle ne ilgisi var Herhalde bunları soracaklardır. Ben de merak ediyorum, Başbakan bunlara ne cevap verecek Sormazlarsa ayıp ederler. Sorun biz de öğrenelim. Konuşmuyor, 'çete var' diyor. Çete var, doğru. Bakanlar Kurulunda var, reisi de sensin zaten" ifadelerini kullandı.

HSYK ile ilgili düzenlemeye değinen Kılıçdaroğlu, "Genel Kurul'da görüşülecek olan teklif yasalaşırsa, devletin bir ayağı yok olmuş olacak. Adalet artık yok, adaleti yok sayacağız artık. Adalet aramak için şuna buna gitmeye de gerek yok. Adalet kavramı, Allah rahmet eylesin diyeceğiz, bitmiştir. Oysa adalet devletin temelidir. Adalet, kamu vicdanıdır. Adaleti yok ettiğiniz zaman devleti yok edersiniz" değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin iyi bir noktada olmadığını, demokrasisinin kan kaybettiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, adaletin ayaklar altına alınmasının toplumda çürümeye zemin hazırlamak anlamına geldiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Namuslu insanlar suçlu konumuna gelecek, hırsızlar el üstünde tutulacak. Böyle bir kültürü oluşturursunuz. Bu Türkiye Cumhuriyeti'nin dünyadan kopması demektir. Hiçbir ülkenin yasasında 'rüşvet, yolsuzluk suç değildir' diye bir hüküm yoktur, Bu gerçeği bilerek parlamentoda oturup karar vermemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı.

'EVLATLIKTAN REDDETMENİ İSTEMİYORUZ'
Yolsuzlukların üzerine iktidar muhalefet ayrımı olmaksızın parlamentonun tüm üyelerinin kararlılıkla gitmesi gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, siyasi partilerin devlet olmadığını, sadece devleti yönetmek için halktan yetki aldığını vurguladı. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"İlk kez AKP kendisini devlet olarak görmeye başladı. 'Her şeyi ben yaparım, her şeyi ben bilirim' diyor. 'Adaleti de ben dağıtırım' diyor. 'Hele benim oğluma asla dokunamazsın' diyor. Sokaktaki vatandaş düşünüyor, 'benim oğlumla başbakanın oğlu arasında ne fark var ' diye. 'Benim oğluma uygulanacak olan yasalar onun oğluna neden uygulanmıyor?' Milletvekili olsa hadi deriz dokunulmazlığı var. Aile boyu fiili dokunulmazlık getirdiler. 'Dokunamazsınız benim çocuğuma' diyor. 'Gidip ifade vermeyecek benim çocuğum' diyor. Ve geçen gün diyor ki 'çok açık, net söylüyorum; benim evlatlarımdan bir tanesi böyle bir yolsuzluğa karışsın bir saniye yanımda tutmam, evlatlıktan reddederim'. Evlatlıktan reddetmeni istemiyoruz, çünkü rüşvet ve yolsuzluğa bulaşanlar evlatlıktan reddedilir diye bir ceza yoktur. O ayrı bir şey. Ama sen kendini devletin yerine koyuyorsun, 'oğlumu ben yargılarım' diyorsun. Senin oğlunun rüşvet ve yolsuzluğa bulaşıp bulaşmadığına sen karar veremezsin. Bağımsız mahkemeler karar verir. Sen oğlunu onların önüne göndermiyorsan, onun için ben sana baş çalan diyorum. Sen baş çalansın.

Olur ya Bilal de çıkıp şunu söylese; 'ya baba' dese, 'sen bana helal, haram, kul hakkı, yetim hakkı nedir öğretmedin. Tam tersine beni harama, suça teşvik ettin. Benim üzerimden gittin pazarlıklar yaptın. Sen beni reddedeceğine, ben sana dönüp senin gibi baba olur mu desem, ben haklı değil miyim?'. Ne diyordu? Ben bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba duymadım'. Doğrudur. 'Hırsızlık babadan evlada geçer' diyor. Kendisini tanımlıyor."

Kılıçdaroğlu, Adana'da durdurularak aranan 3 TIR'a ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

TIR'larda insani yardım malzemesi var ise bunların saklanmasına gerek olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, "Ama olay o olay değil. TIR'lar silah yüklü, mühimmat yüklü" dedi.

Bu olayı eleştirdiğinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine yönelik "vatanseverliğinden şüphe ederim" ifadesini kullandığını aktaran Kılıçdaroğlu, kimin vatansever olup olmadığına ancak milletin karar verebileceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Ben bir gün cebimi doldurup Amerika'ya falan kaçmayacağım. Ama senden şüpheleniyorum. Senin yatacak yerin de yok. Vatandaş elini cebine atarken bir başka el görürse mutlaka bilsin, o el Recep'in elidir" diye konuştu.

MİT'in silah kaçakçılığı yapma görevi olmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, MİT Kanunu'nun, teşkilat mensuplarının görevlerini yerine getirirken işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı soruşturma açılmasını Başbakan'ın iznine bağlayan 26. maddesini ve görev alanlarını belirleyen 4. maddesini okudu. MİT'in sıralanan görevlerinin yanı sıra "Milli İstihbarat Teşkilatı'na bu görevler dışında görev verilemez ve bu teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez" maddesinin de bulunduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"MİT'in operasyonel görevi yoktur. İstihbaratı toplar, ilgili kuruma verir, ilgili kurum gider onu yakalar getirir. Şimdi TIR.. 'Benden habersiz aranamaz' diyor. Diyelim sen eroin kaçakçısısın, üç de MİT'çi buldun, TIR'ı yükledin, 'eroini oraya götürün kardeşim'... Senden izin isteyecekler, 'arayamazsınız, istihbaratın işidir'. Böyle bir saçmalık olur mu

TIR aranmaz diye bir şey yok. Ya içinde insan, eroin kaçırsalar ne yapacağız. Silah kaçırıyorlar. Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin saygınlığını, meşruiyetini uluslararası alanda tartışmaya açtın. Hala ısrar ediyor, 'TIR'ın içinde ne olup olmadığını kimse bilmeyecek'. Ne demek kimse bilmeyecek Eğer suç ve suçla ilgili bir olay varsa savcının görevi."

Türkiye'nin başka devletlerin rejimini yıkmaya yönelen silahlı eylemlere destek vermemek konusunda uluslararası anlaşmaların tarafı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, TIR olayının bu durumla taban taban zıt olduğunu söyledi.

Yolsuzlukla mücadelenin herkesin namus borcu olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, İzmir'de çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, üye olmak, rüşvet, ihaleye fesat karıştırmak, irtikap ve nitelikli dolandırıcılık iddialarıyla açılan bir soruşturmaya değindi.

Kılıçdaroğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Deliller toplanıyor, önce bilirkişiye gönderiliyor. Bilirkişi olayları değerlendiriyor, raporunu veriyor. Bunun üzerine 06 Ocak 2014'te savcılık karar alıyor, arama yapılacak yerler belirleniyor, şüphelilerin de yakalanması isteniyor. Aynı tarihte, bu mahkeme kararı gereği yapılmak üzere emniyete gönderiyor. Çünkü emniyet bu işi yapacak. Başsavcının tuttuğu tutanaktan okuyorum: 'Mahkeme tarafından verilen kararlar mesai sonrasına kalmış, kararların emniyete icra için gönderilmesinden sonra saat 19.38'de evimde bulunduğum sırada, Adalet Bakanlığı'ndan arayan sekreter, sayın müsteşar Kenan İpek’in benimle görüşmek istediğini iletti. Sayın müsteşar, hal hatır sorduktan sonra, sözü yürütülen soruşturma evrakınaa getirip içeriğini sordu. Kendisine kısaca soruşturmayla ilgili bilgi verdim. Bunun üzerine, bu soruşturmanın derhal durdurulmasını, ilgili cumhuriyet savcısının değiştirilmesini istedi. Makamda beklediğini, sonucun kendisine bildirilmesini istedi. Cevaben kendisine, hukuk ve yasalara aykırı bir işlem olmadığını izah etmeme rağmen ısrarcı oldu. Dört dakika süren görüşme sonrası, tekrar soruşturmayı durdurmamı, mahkeme kararlarını kolluktan geri istememi ve cumhuriyet savcısını değiştirmemi ısrarla istedi. Cevap beklediğini belirterek telefonu kapattı.' Bitmiyor.

'Daha sonra beni tekrar 22.31’de aynı şekilde müsteşar bey arayarak ne yaptığımı sordu. Ben de yapılan işlemin hukuk kuralları içinde olduğunu, herhangi bir müdahaleyi gerektirir hukuka ya da usule aykırı bir durumun bulunmadığını nezaketle anlatmama rağmen, bana hitaben, bu saatte git cumhuriyet savcısını değiştir, tüm kararları iptal et, bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız diyerek telefonu kapattı'

Tutanağın son bölümünde şöyle diyor: 'Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan bu işlemlerde hukuka aykırı bir işlem görmediğimden bu talepleri yerine getirmedim'

Kılıçdaroğlu, tutanağı basın mensuplarına göstererek, şunları söyledi:

"Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; sizin vicdanınız el veriyorsa, bir yolsuzluk davasının ya da soruşturmasının kapatılmasına 'evet kapatılsın, varsın kul hakkı da yensin' diyorsanız, söyleyecek bir lafım yok. Ama demiyorsanız, 30 Mart'ta sandık önünüze gelecek. Elinizi vicdanınıza koyun, hırsızlığa, yolsuzluğa, kul hakkı yiyenlere hep beraber dur diyelim. Diyorlar ki 'biz yolsuzlukla mücadele ediyoruz'. İşte böyle mücadele ediyorlar. 'Yolsuzluğu nasıl kapatırız' diye. Şimdi Adalet Bakanı'na sesleniyorum; sen o müsteşarı yerinde tutacak mısın Yerinde tutuyorsan, o işin sorumlusu sensin. Zaten bir müsteşar bakandan talimat almadan böyle bir konuşma yapmaz, mümkün değil. Şimdi HSYK'nın kanun teklifi görüşülüyor. O geçerse bunların tamamı gerçek olacak. Bir talimatla yargı şekillendirilmiş olacak. Onlar da ellerini vicdanlarına koyup kararlarını versinler."

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...