Bir hafta üç ada: Bol huzur, bol lezzet ve sınırsız cömertlik

Dünyadaki en lüks şeyi yani sessizlik ve huzuru arayan Saliha Kuşcan; bir haftada gezdiği yeşil ve turkuvazın başkenti Samos'u, rüzgarı hiç bitmeyen ada İkeria'yı ve balıkçıların adası Fourni'ye yazdı.

25.09.2019 - 14:57

Bir hafta üç ada: Bol huzur, bol lezzet ve sınırsız cömertlik

Sabahtan akşama kadar denize girmek enerjimiz bitinceye kadar yüzmek, mütevazi ama lezzetli bir şeyler yemek, geceleri de yıldızların altında uyumak istiyorduk. Bütün istediğimiz buydu. Sanırım, yıllarca sonsuz bir hayranlıkla izlediğimiz, geçen yıl aramızdan ayrılan Anthony Bourdain'in ve onun kültleşmiş No Reservation programının etkisi altındaydık. Ani bir kararla rezervasyon dahi yaptırmadan, Kuşadası'ndan Samos (Sisam) Adası'na gitmek üzere yola çıktık. Oldum olası planlı programlı hareket eden biri olamadım. Tatil için yola çıktığımızda da hiçbir hazırlığımız yoktu. Kafamızda tatile dair net olan tek şey ne beklediğimizdi. Kararlıydık. Dünyadaki en lüks şeyi istiyorduk: Sessizlik ve huzur. 

Samos, Kuşadası'na 16 mil uzaklıkta sakin, mütevazi ve yemyeşil dokusuyla Ege ruhunu yaşatan bir ada. İki saat bile sürmeyen bir feribot yolculuğundan sonra bizi bağlar, zeytinlikler ve çam ağaçları karşılıyor. Limandan şehre ilerlerken bir tarafta yeşilin, diğer tarafta mavinin tüm tonlarını birarada görmek mümkün. 

YEŞİL VE TURKUVAZIN BAŞKENTİ SAMOS

Samos, taş sokaklarını süsleyen limon ve zeytin ağaçları, romantik gün batımları, leziz mutfağı ve Ege’ye bakan şık teraslarıyla bir turizm cenneti. Alman, İngiliz ve Fransız turistlerin çokça rağbet ettiği bu ada yeşille mavinin kaynaştığı çok sayıda koya sahip. Limonaki, Kokari, Gagkou, Kerveli, Agia Paraskevi bu plajlardan sadece birkaçı.  Bugün turizm ile zenginleşen adanın geçmişte en büyük gelir kaynağı bereketli topraklarıydı. Samos'un geniş ovaları tütün tarlaları, zeytinlikler ve bağlar ile doluydu. Deri ürünleri ve şarap da önemli gelir kalemlerinden biriydi.

"LİMANIN AÇILMASIYLA HER ŞEY DEĞİŞTİ"

Vaty'deki Taverna Ouzeri'nin işletmecisi Yannis Ouzeri: Tüm bu bereketli topraklara rağmen yoksul bir tarım adasıydık. Ancak limanın açılmasıyla her şey değişti. Önce turistler gelmeye başladı, sonra ekip diktiğimiz tarım ürünlerinde çeşitlik arttı" diye anlatıyor. Bu geleneksel aile işletmesi 50 yıldan bu yana konuklarına hizmet veriyor. İşletme adada geleneklere bağlı kalan mutfağı ile tanınıyor. Temel ilkesi ise taze ve sadece adada yetişen ürünlerle hazırlanan, geleneksel tariflere sıkı sıkıya bağlı bir menüye sahip olmak.

Ouzeri bunun nedenini ''Evet burası turistik bir restoran ancak, Ancak turizm sadece 3-4 ay sürüyor. Sonra adalılarla başbaşa kalıyoruz. Onlar aynı zamanda hemşerilerimiz, komşularımız, daimi müşterilerimiz. Onlar geleneksel yemeklerine bağlıdır. Her şeyin nasıl pişmesi gerektiğini iyi bilirler ve hep taze yemeği tercih ederler. Onları kaybetmeyi göze alamayız" diyerek anlatıyor. 

OĞLU TUTUYOR EŞİ PİŞİRİYOR 

Eşi Jannis Ouzeri ise işine tutkuyla bağlı bir kadın. Her masaya her misafirine özel ilgi gösteriyor. Ona göre masaları her daim dolu bu restoranın sırrı geleneklere olan bağlılıkları. Mutfakta kocasıyla birlikte büyükannesinden kalan tarifleri uygulayan bayan Ouzeri'yi en çok gururlandıran ise gençlerin ilgisi. Ouzeri ''gençlerin, geleneksel yemeklere olan ilgisiyle mutfak kültürümüzü bir sonraki kuşağa aktaracağız" diyor. Ona göre bu büyük bir sorumluluk. Her yemeği, salatayı, mezeyi bu bilinç ve sorumlulukla yaptığını anlatıyor.

Ouzeri işletmenin menüsünün mevsime ve ürünlere göre değiştiğini anlatıyor. Ancak menülerini tamamlayan küçük meze tabaklarını her mevsim bulmak mümkün. Biz oradayken menüde eşinin anneannesinden kalma tarifle hazırlanan nohutlu keçi peynirli patlıcan yemeği vardı. Galiba güçlü mutfağın sırrı bu. Üç dört malzemeyle hazırlanmış doğal, sade ve olağanüstü lezzetli, çarpıcı yemekler hazırlayabilmek...

Burası tam bir aile işletmesi. Restoranda pişen sebzeleri gelinleri yetiştiriyor. Balıkları çiftin genç oğlu tutuyor, babası pişiriyor. Tarfiler ise atalardan kalma. İşine olan sevgisini ''rüyalarımda bile güzel lezzetli yemekler yapıyorum'' diye özetleyen Jannis Ouzeri'nin Samos'unu hakkında çok şey dinlediğimiz, okuduğumuz Avrupa'nın en uzun ve en sağlıklı insanlarının yaşadığı İkaria’ya gitmek için geride bırakıyoruz... 

RÜZGARI HİÇ BİTMEYEN ADA: IKERIA

Feribottan İkeria’nın kuzeyinde bulunan Evdilos köyüne iniyoruz. Bu küçük ve şirin köy karaya adım attığımız ilk andan itibaren bizi büyülüyor. Fonda hafif Yunan müziği, mis gibi bir hava, yıldızlarla dolu gökyüzü, bulutların üstündeymişiz gibi bir his karşılıyor bizi...

İkaria'nın dik dağları, soluk kesen uçurumu bol köy yolları, baş döndürücü iyot kokulu hırçın larcivert deniziyle, bizi ilk andan itibaren etkisi altına alıyor. Evdilos adanın genelinde olduğu gibi dik tepelerin eteklerinde kurulu bir köy. Küçük ama sıcak meydanının önündeki limanın her iki yanında minik plajları var... Kampos, Gialiskari, Livadi , Nas ve Şeyseller gibi plajlar ise 20-30 dakika uzaklıkta… 

ADADA UZUN YAŞAMIN SIRRI: ŞERBET GİBİ HAVASI

Evdilos renkli evleri, bakımlı bahçeleri ve uçsuz bucaksız hırçın bir denize açılan sessiz sokaklarıyla zamanın akışını bizim için yavaşlatıyor sanki. Kaldığımız otelin sahibi bay Yorgo 84 yaşında bir ihtiyar delikanlı. Bahçesinde yetiştirdiği çiçekleri, sebzeleri ve etrafındaki her şeye yansıttığı huzuruyla etkileyici bir insan. İnsan yarattıklarıyla var olur, Bir dakikasını bile boş geçirmeyen Yorgo'ya göre bu adanın en güzel yanı, aynı zamanda insanlarının uzun yaşamalarının sırrı 'şerbet gibi' havası.

Daracık yollar, bitmeyen yokuşlar ve dik merdivenlerle dolu bu adada insanı hiç yormayan, hep ferahlatan bir rüzgar var. Fournoi'ye gitmek için Evdilos'tan ayrılıp feribotumuzun hareket edeceği Agia Kirykos Limanı'na doğru yola çıkıyoruz. Limana soluk kesen manzaralar eşliğinde, sayısız virajlarla dolu, uçurumlu daracık yollardan geçerek varıyoruz. Bu 1,5 saat süren yolculuğumuz boyunca İkarai'da yaşayanların sakin, dingin olmalarının nedeninin doğanın gücünü kabullenmeleri ve ona saygı duymalarından kaynaklandığı düşüncesine kapılıyoruz.

KORSANLARIN, BALIKÇILARIN VE BİTMEYEN SOHBETLERİN ADASI FOURNI 

Fuorni İkaria'nın hemen yanında küçük bir balıkçı adası. Burası hepi topu bin kişinin yaşadığı, kendine özgü dokusu, kokusu, havası olan bir ada. Ada halkı neşeli, coşkulu ve tutkulu insanlar. Koyları ve bitki örtüsüyle kartpostal güzelliğindeki manzaralara sahip bu ada Avrupalı turistlerin de gözdesi. Fourni'de çok turistin bulunması, adayı turizmin esareti altına sokmamış. Ada halkına ait ne varsa, yemekler, sokaklar, müzikler hatta dostluklar dahi olduğu gibi korunmuş.

Ada halkı için şartlar ne olursa olsun biraraya gelip yemek yemek, içmek, sohbet etmek çok önemli. Bunun için herkes günlük işlerini bitirdikten sonra sokağa çıkıyor. Rüzgarı hiç dinmeyen sokaklarda dostlar, komşular , arkadaşlar buluşuyor, sanki daha dün görüşülmemiş gibi, hiç bitmeyen sohpetler ediliyor. 

ADALILAR BALIKÇILIĞIN UNUTULMASINDAN ENDİŞELİ 

Fourni'de kıyı boyunca adalıların işlettiği birbirinden lezzetli yemeklerin mezelerin sevis yapıldığı iki taverna var. İkisi de adanın ruhuna uygun balık restoranı. Nikos & Jenny'a ait taverna yılın 365 günü açık. Sahibi Nikos adanın en eski balıkçılarından. Artık yazları balığa çıkamıyor. Çünkü restoranda ocağın başında o var. Hangi balık nasıl pişirilir, nasıl servis edilir onun uzmanlığı. Nikos ''Fourni hep balıkçı köyü oldu'' diyor. Çok uzun zaman ada halkının tek geçim kaynağı balıkçılık olmuş.

Ada her biri birbirinden lezzetli ıstakozları ile meşhurmuş. Sonra turizm gelmiş. Ve hemen ardından balıkçılık gerilemiş. Nikos'a göre bunun sebebi Avrupa Birliği. Birlik Ege'deki balık çeşitliliğini korumak için balıkçıların 10 yıl boyunca ava çıkmamaları karşılığında 150 bin Euro ödeme yapmaya başlamış. Bu cazip teklifle denize çıkanların sayısı azalmış. Şimdi çok az sayıda balıkçı küçük tekneleriyle geleneksel yöntemlerle avlanıyor. Bir kısım genç ise zıpkın balıkçılığı yapıyor. Bu durum Nikola gibi eski balıkçıları çok endişelendiriyor çünkü "Gençlerimiz denizi unutuyor "diyor ve ekliyor "Nesilden nesle geçen, her biri hazine kadar önemli bilgileri onlara aktaramıyoruz. Biz bu bölgede nerede balık, nerede ıstakoz, nerede ahtapot var acuvumuzun içi gibi biliriz. Hangi ayda, hangi rüzgarda denize açılmamak gerekir, hangi rüzgar balık getirir gibi bir sürü şey tam anlamıyla genç kuşağın bilgi dağarcığına aktarılamayacak" deyip iç geçiriyor. Ve biraz öfkeli bir şekilde ekliyor "zaten şu an bile İtalyan, İspanyol balığı yiyoruz. Onlar yakalıyor biz satıyoruz. Böyle giderse gelecek on yıl karanlık."

"BİR KİŞİNİN BİLE GELECEĞİNİ BİLSEM YİNE PİŞİRMEK ZORUNDAYIM"

Niko’nun eşi Jenny 30 yıl önce adaya tatile gelmiş. Sonrasında Niko'ya aşık olmuş. Geliş o geliş. Bir daha kopamamış adadan. Evlendikten kısa bir süre sonra birlikte şimdi işlettikleri tavernayı açmışlar. İkili yemekleri birlikte hazırlıyor. Tariflerin çoğu Niko'nun ailesinden bugüne taşıdığı daha fazla spesiyeller. Jenny bize tariflerin 30 yıldır hiç değişmediğini gururla anlatıyor. Yazları balık bol. Istakoz ve ahtapot dışında başka spesyalleri de var. Adaya özgü keçi peyniri ile hazırlanan patlıcan çok lezzetli. Ayrıca rezene ile tatlandırılmış yaprak dolması ve yabani otlar Jeny 'nin en iddialı olduğu yemekleri. Kışın ise menü ister istemez değişiyor. Jenny ''Kışın balıkçılar denize çıkmadıkları için adada iyi balık bulmak mümkün değil, bu nedenle tencere yemekleri yapıyoruz'' diyor. Özel günlerde pirinç soğan ve yeşiliklerle doldurdukları kuzu ya da oğlak ikisi de yoksa tavuk dolmaları en özel kutlama yemeklerinden. Sadece kalabalık yaz aylarında özel lezzetler hazırlamak yeterli değil diyor Jenny. Kışın adada çok az kişi kalıyoruz ama önemi yok diyor. Buraya bir kişi bile gelse yine en lezzetli yemekleri hazırlamak zorundayız diyor. İşine ve adayı paylaştığı insanlara sayıgısı etkiliyor bizi. 

HİÇ BİTMEYEN İNSANI BÜYÜLEYEN SESLER 

Fuorni sokaklarında sabahın erken saatlerinde başlayan gündelik yaşamın sesleri gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor. Bu bir insanın hep duymak istediği türden sesler... Bir ninenin küçük torununa sevgi nidaları, kapısının önünde parakat selesini hazırlayan balıkçının komşularıyla kapı önü sohbeti, kapısının önünde oturan iki yaşlı dükkan sahibi teyzenin oradan geçenlerle bıkmadan yaptıkları muhabbet ve küçük çocukların bitmeyen enerjisiyle tüm sokaklarda koşup oynarken attığı nidaların yankılanması.

Adada merkeze yürüme mesafesiyle 15-20 dakika uzaklıklta plajlar, koylar var. Bu koylara yürürken size eşlik eden heykel gibi kaktüsler, zeytin ve ılgın ağaçları, kokulu melengeç çalıları ve denizden gelen iyot kokusu insanı çarpıyor. Bu koylar, plajlar öyle sessiz, öyle bakir ki her şey doğanın olağan akışında .

GERÇEK ZENGİNLİK CÖMERTLİK VE HUZUR

Fuornia sade, insanın duygularına haz veren bir ada. Bölge insanı hayatından nezaketi, iyiliği ve cömertliği çıkarmamış. Burada geçirdiğimiz zaman insana gerçekliğin yalınlığını sadeliğin ve iyiliğin şifasını geçiriyor. Ve tabi gerçek zenginliğin cömertlik ve huzur olduğunu birkez daha hatırlatıyor

Sayfa Yükleniyor...