NTV Spor’un başarılı spikeri Sine Büyüka ile yollarımız ilk kez 2007 yılında I am Kloot& Elbow konserinde kesişmişti müzikti yollarımızı birleştiren…

Ya bir kuliste ya kışın ortasında zatürre olma riskine rağmen röportaja yetişmek için koştururken ya da hayranı olduğumuz grupların peşinden giderken bulduk kendimizi.

Bu kez yolumuzu birleştiren ise Sine’nin ay sonunda piyasada olacak, şimdilerde klibi yayınlanan 'Oyuncak Adam' adlı single’ıydı.

Olan bitene ilk kez şahit oluyor, heyecanını ilk kez paylaşıyor gibi dinledim anlattıklarını. Ortaokul yıllarından beri müzikle uğraşan Sine, 2007 yılında karşılaştığı duygusal bir olayla kırılma noktasına geldiğini ve bu süreçten sonra çalışmalarını hızlandırdığını ve tekrar şarkı yazmaya başladığını söylüyor...

Seni ilk kez spor spikeri olarak tanıyanlar var, “bu single da nereden çıktı?” diyenler olacaktır...
Müziğin benim için ne anlama geldiğini, nasıl tüm hayatımı kapladığını tabiki herkesin bilmesi mümkün değil. Sadece gerçekten merak eden, tesadüfen konserlerde karşılaştığım, beni daha yakından tanımak isteyen arkadaşlar bunu biliyorlar. Bu yüzden onlar single’a hiç şaşırmadılar. Bazıları ise doğal olarak bunu bir sadece bir heves olarak algıladılar. Aslında eleştirileri doğal karşılamak lazım. Bazen her zaman objektif olup önyargılarımızdan kurtulmak mümkün olmuyor. Ben de bazen önyargılarımdan arınmakta zorlanıyorum.

İnsanlar zaten araştırıp soruşturduğu zaman, biraz internette gezinip bu kız neler yapmış, hangi konserlere gitmiş, kimlerle röportajlar yapmış, kimi dinler, müzik bu insan için ne ifade ediyor diye bakındıklarında, şarkımı hiç beğenmemiş dahi olsalar benim müzik için yaşadığımı, hayatımdaki en önemli şeylerden birinin müzik olduğunu, zaten çok açık ve net bir şekilde görecekler. Ben çok ama çok uğraşarak, çok çalışarak, eksiklerimi kapatmak için çok çaba sarf ederek uzun bir süreç sonunda hayalimi gerçekleştirdim.

Bize bu hayalinin hikayesini anlatır mısın?
Henüz ortaokuldayken korodaydım. Öykü-Berk’ten Öykü koro arkadaşımdı. Çocukken en büyük keyfim hafta sonunu bekleyip Caddebostan’daki Nezih Kitapevi’nin kaset reyonundan yeni albüm almaktı. Elime ilk kez CD aldığımda heyecandan öleceğimi sanmıştım. Yaşım tutmadığı için babamı kolundan notere sürükler, şarkı sözlerimi tasdikletirdim. 17 yaşındayken, Candan Erçetin’e remix yapan Emre adında bir dj arkadaşım sayesinde Topkapı Müzik’in sahibinden randevu almıştım. Şirketin sanatçısı Yeşim Vatan için yaptığım şarkıyı kendisine dinletmiştim, o da yaşımı sorup kibarca beni kapı dışarı etmişti! Sonra üniversite bitince müzik profesyonel olarak hayatıma girdi. Gece-Gündüz’de müzik muhabirliği yaptım. Bir yandan Billboard’a röportajlar yaptım, yazılar yazdım. Radyo Eksen’de programa başladım. Sayısız konsere, festivale gittim. Hayranı olduğum bir sürü müzisyenle tanıştım. Umarım ömür boyu hiç müziksiz kalmam.

Özellikle son üç yıl boyunca ağırlık verdiğin müzik çalışmalarına yakınen şahit oldum. Yaptığın işleri paylaşmak için doğru zamanı beklediğini söyleyebilir miyiz?
Bazen insanın hayatında ufak kırılma anları vardır. Ben de o kırılma anını 2007’de yaşadım. O yıl yaşadığım bir olay sonucu tekrar şarkı yazmaya başladım ve bunlardan ilki Oyuncak Adam’dı. Sonra bir gün şarkıyı dinleyen spiker arkadaşım Emre Gönlüşen (ki kendisi aynı zamanda çok iyi bir müzisyendir) stüdyoda kayıt yapmak istedi. Sağ olsunlar Sakin’den Soner Özışık ve Cenker Kökten, Badem’den Emre Yıldız ve Kolpa’dan Cenk Taner Dönmez ile birlikte stüdyoya girdik ve bir demo kaydettik. Sonra, ben bir de evde Garageband’de elektronik altyapılarla bir başka demo yaptım. Bu demoyu dinleyen yabancı bir prodüktör de şarkıyı son haline getirdi. Aslında şarkıyı yazdığımda yayınlamak gibi bir niyetim yoktu ama üç sene sonunda işler bu noktaya geldi.

ONU HALA UNUTAMADIM
Yaşadıklarından etkilenerek yazdığını söylüyorsun. Kırılma noktasına geri dönersek, ilk şarkın “Oyuncak Adam”ı sana yazdıran olay nedir?

Bundan üç sene önce de biriyle tanıştım. Aramızda hiçbir şey yaşanmadı ve aslında çok da görüşmedik. Ama kendisinden o kadar etkilendim ki, şu güne kadar unutmadım. Çeşitli nedenlerden dolayı onun da benzer duygular içerisinde olduğunu düşünüyorum. Platonik bir aşk hikayesi yani… O kadar mutluydum ki o sırada, “eğer bu adam hayatımda olsaydı, nasıl bir adam olurdu?” diye düşündüğümde nedense bana bunları hissettirdi. Belki daha yakından tanımadığım için bu kadar optimist kalabildim, tabiİ bilmiyorum.

Depresif ve ağır müzikleri sevdiğini yakın çevrendekiler biliyorDUR. “Oyuncak Adam” ise tam tersi, dinleyene kendini iyi hissettiren bir şarkı...
Aynen öyle! Nerede depresif, karanlık müzik, orada ben! O yüzden en çok kendim şaşırdım bu şarkıya. Ama dediğim gibi, Oyuncak Adam’ı yazdığım sırada gerçekten liseli kızlar gibiydim. Ayrıca son iki sene Keane’in “Perfect Symmetry”sindeki 80’ler sound’undan, Lily Allen’ın son albümünün ilk şarkısı “Everyone’s At It”deki synth solosundan, Little Boots ve La Roux’un başarıyla icra ettiği synth-pop tarzından çok etkilendim. Tüm bu etkenler birleşince istem dışı olarak kendiliğinden böyle bir sound ortaya çıktı. Sound’un sözlerdeki naifliğe yakıştığını düşünüyorum. Şarkı sözleri sound’u çağırdı galiba.

Peki, bundan sonrası için de senden synth-pop (80'lerin müzik tarzlarından biri) etkileri taşıyan şarkılar mı beklemeli miyiz?
Bundan sonra synth-pop’ta kalacağımı pek düşünmüyorum çünkü ağır gitarları çok seviyorum. Dolayısıyla becerebilirsem daha çok Infadels’inki gibi elektro-rock sularında gezinmek istiyorum. Tabii yazdığım şarkının ruhuna da bağlı bu. Eğer düzenleme şarkıya yakışmazsa beklenmedik bir yöne de gidilebilir.

Single için Alman prodüktör Toni Cottura ile çalıştın. Nasıl bir araya geldiniz?
Bir arkadaşım bize Toni Cottura’dan övgüyle bahsedince kendisinin müzik zevkine güvendiğimiz için onunla temasa geçtik. Demoyu dinler dinlemez, daha ben bir cümle sarf etmeden, “sen Katy Perry, Lily Allen, La Roux ortası bir şey istiyorsun” dedi. Beni bu kadar iyi anlamasından çok etkilendim. Bir anlık çok yoğun bir hissiyattı. Sonrasında daha fazla kimseyi araştırmak istemedim. Şartlarda da anlaşınca Toni Cottura’yla çalışmaya karar verdik.

'KENDİ İŞİNİ KENDİN GÖR'
Single’ın herşeyini kendin üstlendin, bu durumda piyasanın “kendi işini kendin gör” kısmında yer aldığını söyleyebilir miyiz?

Bunu yapan pek çok müzisyen arkadaşımız var, biliyoruz. Biraz piyasa şartları o noktaya sürüklüyor. Çok sevdiğim bazı isimler, diğer müzisyen arkadaşlarının yardımıyla, herkes bir köşesinden tutarak, büyük özverilerle şarkılarını dinleyiciye ulaştırıyor. Ayrıca plak şirketleri ya da prodüktörler, istediği kadar “ekranda” olsun, “no name”lerle çalışmak konusunda oldukça isteksiz. O yüzden ben de her işimi kendim üstlendim. Bir tane şarkının bitmesi üç yıl sürdü. Bu yolda arkadaşlarımın büyük desteğini gördüm. Ailemden maddi, manevi yardım almadan bu işi kendi imkanlarımla başarabildiğim için çok mutluyum. Sadece plak şirketi konusunda bir hassasiyetleri vardı, ona da saygı gösterdim. Bundan sonra ne olur bilmiyorum.

Klibin perde arkasını anlatır mısın? Radyo Eksen’den, NTV Spor’dan, NTV’den birçok arkadaşın yer alıyor...
Klipte benim için en önemli şey samimi olmaktı. O yüzden sevdiğim insanlarla birlikte olmak istedim. Arkadaşlarım sağolsunlar, bu süreç boyunca gerçekten çok destek olmuşlardı zaten. Klip çekiminde de beni yalnız bırakmadılar. İşi olanlar manen, olmayanlar da bizzat gelerek destek verdiler.

Chris Cornell ile...
Chris Cornell ile...

Onlarla birlikte Maçka Küçükçiftlik Parkı’na gittik. Bütün bir gece boyunca gondoldan prensese, dönme dolaptan çarpışan otomobillere ne varsa bindik. Bir süre sonra klip çektiğimizi gerçekten unuttuk. Yönetmenimiz Dağhan İş’i de tebrik etmek lazım. O gondolun tepesinde önünde bar olmadan, ya da prensesde son sürat dönerken midesi fena olmadan aramıza katılıp o görüntüleri nasıl çekti bilmiyorum!

FARKLI KALDIĞIMIZA İNANIYORUM
Piyasa seni tedirgin etti mi? Kendini bu piyasa içinde bir yere koyabiliyor musun?

Şarkı aslında oldukça pop bir şarkı olsa da hiç piyasa kaygısı yaşamadım çünkü yaşam tarzım, kendi dinlediğim müzikler, görüştüğüm müzisyenler, gittiğim konserler zaten piyasanın alternatif ucunda duruyor. Şarkı Dream TV’de de yayınlandığına göre, tüm popülerliğine rağmen bir şekilde La Roux ya da Lily Allen gibi farklı kalmayı başarabildiğimize inanıyorum.

Hayatının en heyecan veren dönemlerinden birini yaşıyor olmalısın, diğer yeni şarkılarını ne zaman dinleyeceğiz? HazıR olanları mı yayınlayacaksın yoksa yeni şarkı yazmaya başladın mı?
Eski şarkılarım var, yazım aşamasında olan şarkılar da var. Sonbaharın sonuna doğru üç-dört şarkılık bir EP yayınlamayı ümit ediyorum. Önümüzdeki sene de yetişirse bir albüm gelecek.

Yeni EP ya da albüm için çalışmak istediğin prodüktörler var mı?
Aslında evet, şu anda görüştüğümüz prodüktörler var fakat henüz anlaşmadığımız için isim vermeyeyim. Keşke The National ve Interpol albümlerinde imzası olan Peter Katis, the Kooks ve Silversun Pickups’la çalışmış olan Tony Hoffner, ya da La Roux’un düzenlemelerini yapan Ben Langmaid’den biriyle en azından bir şarkı yapabilsem.

İngilizce şarkıların da mevcut, onları değerlendirmeyi düşünüyor musun?
İngiltere’de tanıdığım birkaç prodüktör, menajer ve bağımsız plak şirketlerinde çalışan arkadaşlarım var. İngilizce şarkılarımı da çöpe atmak istemiyorum tabi ki. Uygun bir arada kaydedip onlara dinletmek istiyorum. Bu saatten sonra rock yıldızı olacak halim yok ama belki bir ortak proje ya da başka bir şey olabilir, kimbilir.

Son olarak, Radyo Eksen’de devam eden programından bahseder misin?
Çarşamba akşamları 22.00’de yayınlanıyor. Programda Eksen’in çizgisinden şaşmadan o haftaki ruh halime göre çalıyorum. Şarkılar bazen indie, brit-pop oluyor, bazen daha cilalı Amerikalı rock sound’una kayıyor, bazen dans ve elektro ağırlıklı gidiyor, nadiren de klasiklerden gidiyorum. Her programı bir Interpol şarkısıyla açıyorum. Programın adı da zaten Interpol’un ilk albümü Turn on the Bright Lights’ın açılış şarkısı Untitled’dan geliyor. Kapanış şarkısında da genellikle istekleri çalıyorum.