"Canlı hayvan ithalatının serbest bırakılması ile hayvancılığımıza çok büyük bir darbe vuruldu. Bununla birlikte et ithalatının da tamamen serbest bırakılması, hayvancılığımızla birlikte halk sağlığına da çok büyük bir darbe vuracak."

İlişkili Haberler


Bu sözler, Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Dr. Mehmet Alkan'a ait.

Alkan, Nisan ayından bu yana Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından alınan 4 ithalat kararının hayvancılık sektörünü çıkmaza soktuğunu ve ülkemizdeki üreticilerin piyasadan çekilmek zorunda kalacağını söylüyor. 

Alkan'a göre; sorunlar bununla da bitmiyor. Asıl önemli olan kısım; insan sağlığının risk altında kalacağı...

Çünkü ithalat yapılacak ülkeler arasında "Deli Dana" hastalığının da görüldüğü Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsveç, İtalya ve Yunanistan da var. İşte bu noktada önemli tedbirler gerekiyor.

Örneğin; her hayvanın kesim sonrası omurilik veya beyin örneklerinin laboratuar muayenesinden geçirilmesi gerekiyor. Ancak Alkan, bunun için gerekli olan altyapının her ülkede (özellikle Doğu Avrupa'da) olmadığını belirtiyor.

Peki bu noktaya nasıl gelindi? Bundan sonra neler olacak? Alkan, işte bu soruların cevaplarını ntvmsnbc için yanıtladı.

HALK SAĞLIĞI DA TEHDİT ALTINDA
Ülkemizdeki hayvansal üretimin içinde bulunduğu yapısal sorunların çözümüne yönelik gerekli tedbir alınmaksızın, Nisan ayından bu yana peş peşe alınan birbirinden daha ağır 4 ithalat kararı, hayvancılığımızı çıkmaz bir yola soktu.

Son kararda, et ithalatının da serbest bırakılması halk sağlığı açısından çok büyük tehditler ortaya koyuyor.

KONTROL VE DENETİMLER SAĞLIKLI YAPILAMAYACAK
Canlı hayvan ve et ithalatı izni; yemek firmaları, mezbaha tesisleri ve et ürünleri işleme tesislerinin tamamı için geçerli. Bunun yanında gümrük vergileri asgari düzeye indirilerek ithalatçı açısından çok avantajlı bir karar alındı. Bu nedenle çok yoğun bir ithalat talebi olacak. Bu yoğun ithalatta da kontrol ve denetimlerin sağlıklı bir şekilde yapılması mümkün değil.

DELİ DANA HASTALIĞININ GÖRÜLDÜĞÜ ÜLKELER DE LİSTEDE
Üstelik ithalat yapılacak ülkelere Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsveç, İtalya ve Yunanistan gibi BSE (Deli Dana) hastalığının görüldüğü ülkeler de eklendi.

BSE hastalığı görülen Avrupa ülkelerinde; BSE izleme programları olduğundan kısmen daha güvenli olmasına rağmen, izleme programı olmayan ve hiç ihbar yapmayan bu sebeple BSE'den ayrı görülen Doğu Avrupa ülkeleri daha da riskli ülkeler arasında bulunuyor.

Daha önceki tecrübelerimizden de biliyoruz ki: et ithalatı yoluyla reforme edilmiş inek etleri gibi ülkemize çok kalitesiz etler girdi.

Ayrıca canlı hayvan ithalatı ile daha önce ülkemizde görülmeyen BVD, IBR, IPV ve Leucosis gibi hastalıklar da ülkemize girdi. Bu nedenle; insan ve hayvan sağlığı açısından çok önemli olan BSE'nin ülkemize girmemesi için her türlü tedbir alınmalı.

TÜKETİCİ YEDİĞİ ETTEN EMİN OLAMAYACAK; ÇÜNKÜ BU SORULARIN CEVABI YOK!
Hastalığın teşhisi için her hayvanın kesim sonrası omurilik veya beyin örneklerinin tek tek laboratuar muayenesinden geçmesi zorunlu. Peki ya bu muayeneler nerede, nasıl ve kim tarafından yapılacak? Bunun için yeterli uzman eleman ve laboratuar nasıl sağlanacak? Tüm bu soruların tatmin edici bir cevabı yok.

Bu nedenle; bu kararla beraber insan ve hayvan sağlığı büyük bir tehdit altına sokuluyor.

Tüketici kesinlikle yediği et ve et ürünlerinin sağlığından emin olamayacak!

DIŞA BAĞIMLI BİR TÜRKİYE YARATILACAK

Nisan ayından bu yana 4 ayrı ithalat kararı alındı. Her alınan karar, bir öncekinin verdiği zararları katlayarak hayvansal üretimi yok edecek; AB ve gelişmiş ülkelerin istediği doğrultuda hayvansal ürünler açısından dışa bağımlı bir ülke yaratılacak. 

En temel gıda olan et ve et ürünlerinin sağlıklı bir şekilde, tüm tüketicilerin rahatlıkla alabilecekleri fiyatlarla piyasaya sunulmasını sağlamak devletin temel görevi. Ancak; girdi maliyetlerini düşürmeden, tüm dünyada uygulanan destekleme argümanlarını ve pazarlama yöntemlerini kullanmadan et fiyatını aşağı çekmek ve tüketiciye ucuz et sunmak mümkün değil.

İTHALAT KARARINDA EN BÜYÜK ZARARI YETİŞTİRİCİ GÖRECEK ÇÜNKÜ...
Yetiştiricinin maliyetler üzerinden 15-16 TL'ye mal ederek piyasaya sunduğu karkas et, kasap ve marketlerde 30 TL'nin üzerinde satılıyor. Bu pazarlama zincirinin uzunluğu ve bu zincirdeki kâr marjlarından kaynaklanıyor.

Buradaki fiyat artışında yetiştiricinin hiç bir katkısı yok. Ancak alınan ithalat kararlarından en büyük zararı yetiştirici görüyor ve sektörden çekilmek zorunda bırakılıyor.

GELİŞMİŞ ÜLKELER ÜRETİM PLANLARINI GELECEĞE YÖNELİK YAPIYOR
AB ülkeleri ve ABD gibi gelişmiş ülkelere baktığımızda; hepsi hayvansal ürün fazlası stoklara sahip ve hayvansal ürünler açısından ihracatçı konumundadırlar. Bu ülkelerde de hayvansal üretim maliyetleri, bitkisel üretim maliyetlerine göre yüksek olmasına rağmen, bu ülkeler hayvansal üretimi kısıtlamayı hiç bir zaman düşünmedi; aksine destekleyerek, üretimi arttırmanın yollarını aradılar.

BUNUN SEBEBİ NE?
Çünkü; günümüzde yaşanan açlık sorunları nedeniyle, günümüzün ve geleceğin stratejik ürünü gıda. Gıda içerisinde de en stratejik ürünler hayvansal ürünler. Bu nedenle gelişmiş ülkeler, hayvansal üretim planlarını geleceğe yönelik olarak sürekli geliştiriyorlar.

Büyük bir hayvancılık potansiyeli var ancak bu kullanılmayarak, dışa bağımlı bir ülke yaratmanın çabası sergileniyor. 

Bu gün için ihracatçı konumunda olan gelişmiş ülkeler, hayvansal ürün ihracatına önemli miktarlarda destekler veriyor. İthalatçı konumundaki ülkemiz ise normalde yüzde 135 olan canlı hayvan gümrük vergilerini yüzde 20'ye, etteki gümrük vergilerini de yüzde 225'den yüzde 30 indirerek ithal ete iki taraflı olarak önemli miktardaki avantajlar sağlanıyor.

YERLİ ÜRETİCİ BU REKABETE DAYANAMAZ
Yabancı üreticiye sağlanan bu avantajlı fiyatlar karşısında yerli üreticinin dayanması ve bu fiyatlarla rekabet etmesi mümkün değil. Ancak; gelecek yıllarda dünyada baş gösterecek gıda krizlerinde bu avantajlı fiyatlarla et ve hayvansal ürün bulunması mümkün olmayacak ve çok büyük sıkıntılar çekilecek.

Çünkü; hayvansal üretim, bitkisel üretim gibi bir yıllık üretim periyoduna bağlı değil. Geliştirilmesi için uzun bir süreç gerekiyor.

BU AVANTAJLAR ÜRETİCİMİZE SAĞLANIRSA DAHA UCUZA ÜRETİM OLUR
Yabancı üreticiye sağlanan bu avantajların üreticimize sağlanması halinde çok daha ucuz üretim yapılması mümkün.

KALİTELİ ET, DÜNYANIN HER YERİNDE PAHALI
Bu arada üzerinde önemle durulması gereken diğer bir husus ise; gelişmiş ülkelerde kaliteye bağlı olarak çok farklı et fiyatlarının olduğunun göz ardı edilmesi. Avrupa ve ABD'de, hayvan ırklarından başlamak üzere karkas ve gövdenin bölgelerine göre çok farklı fiyatlar uygulanıyor.

Kaliteli et, dünyanın her yerinde pahalı. Bir örnek vermek gerekirse; bir et ırkı sığırın karkası daha kesimhanede iken extra, üstün, iyi, orta veya düşük şeklinde 5 farklı derecede sınıflandırılıyor ve buna göre fiyatlandırılıyor.

İthalat kararlarının etkilerini sırası ile incelersek; 16 bin ton gibi küçük miktarlarla başlayan ve sadece EBK'ya verilen canlı hayvan ithalat yetkisi 100 bin tona çıkarıldı. Şimdi ise hiç bir miktar sınırlaması getirilmeksizin hem canlı hem de et ithal izni özel sektöre de verildi. Üstelik BSE (Deli Dana) hastalığı görülen ülkeler de ithalat yapılabilecek ülkelere dahil edildi.

16 BİN TONLUK İLK CANLI HAYVAN İTHALAT KARARI
Yıllık 1 milyon ton gibi bir kırmızı et tüketiminin yapıldığı ülkemizde, 16 bin ton kasaplık canlı hayvan ithalatının hayvancılığımıza hiç bir zararlı etkisinin olmayacağı düşünülebilir. Ancak öyle değil. Birden bire ithalat kararının almasının yarattığı güvensizlik nedeniyle, bu küçük miktardaki ithalat kararının arkasından neyin geleceğini kestiremeyen yetiştirici paniğe kapılarak, elindeki besisini henüz tamamlamamış hayvanları kesime götürmek zorunda kaldı. Piyasada geçici olarak oluşan kırmızı etteki arz artışı, piyasalarda kısa süreli bir düşüşe neden oldu ancak bir süre sonra oluşan arz fazlası tükendi ve et fiyatları başlangıçtaki fiyatların üstüne çıktı.

100 BİN TONLUK İKİNCİ CANLI HAYVAN İTHALAT KARARI
Dünya piyasalarında kırmızı etin ülkemize göre çok ucuz olduğu iddia edilmesine rağmen bu ithalat kararı alınırken gümrük vergileri sıfıra indirildi. İthal edilen canlı hayvanlar; ihracatçı ülkenin ihracat destekleri nedeniyle kendi iç piyasa fiyatlarına göre daha ucuza tedarik edilmesine, bu kadar vergi avantajı sağlanmasına ve üstelik kâr amacı gütmeyen EBK tarafından pazarlanmasına rağmen belirtildiği şekilde ucuz olarak piyasaya sunulamadı.

Miktarı arttırılarak alınan bu ikinci ithalat kararı, sektörü daha da belirsiz bir ortama sürükledi. Üretici, psikolojik olarak etkilendi. Hiç bir üretici, boşalttığı ahırına yeni hayvan bağlama cesaretini gösteremedi. Hiç bir sektörün bu kadar desteklenen bir ithalat karşısında üretimini sürdürülebilir kılması mümkün değil.

SON ALINAN ET VE CANLI HAYVAN İTHALAT KARARI BİR FELAKET OLDU!
Bu karar; hayvancılık sektörünün yetiştirme alanı ve halk sağlığı açısından bir felaket oldu. İlk iki kararda, ithalat yetkisi EBK'ya verilmiş ve ithalat miktarları belirlenmişti. Bu kararda ise miktar sınırlaması getirilmezken özel sektöre de ithalat yetkisi verildi. Buna göre; tüm et ve et ürünleri işleyen kuruluşlar, istedikleri miktar et ve küçük - büyük baş canlı hayvan ithalatı yapabilecekler. Bu ithalatlarda normal olarak canlı hayvanlar için yüzde 135, et için yüzde 225 olarak uygulanan gümrük vergileri de yüzde 20'ye ve yüzde 30'a indiriliyor.

Bunun sonucu olarak ülkemizde üretim yapan yemek fabrikaları ile sucuk, salam, sosis üreten tesisler, bu etleri kullanma yolunu seçecek. Piyasaya çok daha fazla miktarda ithal taze et sürülecek. Bu kadar vergi indirimi sağlanan avantajlı ithal et ve et ürünleri ile yerli üreticimizin rekabet şansı tamamen ortadan kalkmış olacak ve yerli üretici piyasadan çekilecek.

DÜNYANIN EN ÖNEMLİ ET İTHALATÇISI ÜLKESİ OLACAĞIZ
Bu nedenle Ocak 2011 tarihine kadar olan bu ithalat izni sürekli hale gelecek ve 73 milyon nüfusu ile dünyanın en önemli et ithalatçısı ülkesi olacağız.

NEDEN BU HALE GELDİK?
Hayvancılığımız tarımsal üretim içerisinde hep göz ardı edildi ve yıllardır biriken sorunlar nedeniyle her geçen gün üretim kapasitesi geriledi.

Sağlıklı bir pazar zincirinin oluşturulamaması, hayvancılığın en önemli girdisi olan yem sorunun çözülememesi, küçük baş hayvancılığın yeterince desteklenmemesi nedeniyle son yıllarda küçük baş hayvan sayımız önemli miktarda azaldı.

Yanlış destekleme politikaları, ekonomik kayıplara neden olan hastalıkların kontrol altına alınamaması ve son olarak da 2008 yılında süt fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle kesime gönderilen 850 bin büyük baş damızlık hayvan bu günlere gelmemizin nedenleri oldu.
 
PAZARLAMA ZİNCİRİ UZADIKÇA ETİN TÜKETİCİYE MALİYETİ ARTIYOR
1 - Pazar şartları
Pazar şartları oluşturulurken pazarlama zinciri kısaltılmalı, et ve süt arzları arasındaki denge gözetilmeli.

Bu zincir uzadıkça, etin tüketiciye de maliyeti artıyor. Et ve süt üretimi birbirine bağımlı olmakla birlikte et ihtiyacınızı sütçü ırklardan karşılamaya kalkarsanız et ve süt arzında denge bozulur. Bunun nedeni sütçü ırkların, et verim kapasitelerinin süt verimine göre düşük olmasıdır. Bu sorun tüm ülkeler için geçerli.

Müslüman olmayan ülkelerde alternatif et üretimi için domuz tercih edilirken, uygun meralara sahip ülkelerde domuzla birlikte etçi sığır ırklarının geliştirilmesi yoluna gidiliyor.

YAŞADIĞIMIZ KRİZİN NEDENİ; KÜÇÜK BAŞ HAYVANCILIĞININ AZALMASI
Ülkemiz açısından en uygun alternatif üretim koyun ve keçi yetiştiriciliği. Müslüman bir ülke olmamız nedeniyle domuz yetiştiriciliği düşünülemez. Bunun yanında etçi ırk hayvanlar için de meralarımız ve kaba yem üretimimiz uygun değil. Koyun ve keçi ırklarımız meralarımızı en iyi şekilde değerlendirebilen ve en ucuz üretim şekli.

Ülkemizde et üretiminin yüzde 40'ı koyun ve keçiden karşılanıyor. Son yıllarda, küçük baş hayvan sayısının önemli ölçüde azaldığını görüyoruz. Bu da gösteriyor ki; yaşadığımız et arzındaki azalmanın en önemli nedeni, küçük baş hayvancılıktaki krizdir. Bu nedenle, küçük baş hayvancılık ile süt ve et verimleri daha yüksek olan kombine sığır ırkları bazı bölgelerimizde geliştirilmeli. Ülkemiz için en uygun alternatifler bunlar. Bu nedenle küçük baş hayvancılığın sorunları çözülerek desteklenmeli.

MERALARIMIZ İSTENİLEN FAYDAYI SAĞLAMIYOR ÇÜNKÜ...
2 - Ucuz yem girdisi
Maliyetler açısından hayvancılığın en önemli girdisi yem. Kurulu bir işletmede yem, tüm girdilerin yüzde 70-75'ini oluşturuyor. Bu nedenle hayvansal ürünlerin maliyetinde en önemli etken.

Sürdürülebilir bir hayvancılık politikasının oluşturulması ve hayvancılığın uluslararası rekabet gücünün arttırılması ancak ucuz yem girdisi ile mümkün.

Gelişmiş ülkelerde hayvancılık sektöründe yemin yüzde 75-90'ını kaliteli kaba yem oluştururken; ülkemizde bu oran yüzde 25'lerde kalıyor.

Ucuz yemin kaynağı meralar ile silaj ve yem bitkisi üretimi. Uzun yıllardır meralarımızın verimleri, aşırı otlatma ve gerekli bakım yapılmadığı için oldukça düştü. Bunun yanında mera alanları, sanayi ve iskana açıldı. Bu nedenle meralarımızdan istenilen fayda sağlanamıyor.

Öncelikle meraların amacı dışında kullanımına son verilmeli, bunun için gerekli yasal düzenleme yapılmalı. Daha da önemlisi tüm hayvansal ürünlerden kesilen paralarla oluşturulan mera fonu kaynaklarının amacına uygun olarak meraların ıslahına yönlendirilmesi, mevcut meraların bir an önce ıslah edilmesi ve yıllık bakımlarının düzenli olarak yapılması gerekiyor.

30 MİLYON TON KALİTELİ KABA YEM AÇIĞIMIZ VAR
Bir diğer ucuz yem de silajlık yem bitkisi üretimi. Bu konuda da önemli sorunlar yaşıyoruz. 30 milyon ton kaliteli kaba yem açığımız var. Bunun mutlaka kapatılması gerek. Bunun için yem bitkileri ekilişinin destekleme oranlarının arttırılması ve verilecek diğer hayvancılık destek ve kredilerinde yem bitkileri ekilişlerinin zorunlu hale getirilmesi gerekir.

TÜRKİYE'DE HAYVANCILIĞA AYRILAN PAY ÇOK DÜŞÜK
3 - Desteklemeler
Bugün hayvansal ürünlerimizin ve etin fiyat olarak kıyaslandığı AB ülkelerindeki hayvancılık desteklemeleri ile ülkemizdeki desteği karşılaştırdığınızda; çok yetersiz olduğunu görürsünüz. Bunun yanında, ülkemizde hayvancılığa ayrılan pay da çok düşük seviyede. Destek miktarları ve oranları neye göre belirleniyor? Tarımsal destekler belirlenirken öncelikle ekonomik analizlerinin yapılması gerekir.

Son yıllarda her ne kadar hayvancılık destekleri göreceli olarak arttırılmışsa da, tarımsal destekler içindeki payı yüzde 20 oranında. Bu oranlar AB ülkelerinde yüzde 50'lerin altına düşmüyor. Ülkemizde hayvansal üretimin tarımsal üretim içindeki payı da yüzde 25-30 seviyesinde...

Hayvansal ürün üretim ve tüketiminin gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartılması için, hayvancılık desteklerinin hem miktar olarak hem de tarımsal destekler içindeki payının yüzde 50 seviyesine çıkartılması zorunludur. Çünkü; bitkisel üretimin de hayvansal üretimin de ortak kullanım alanı kullanılabilir tarım alanlarıdır. Bu nedenle destekleme miktarları, üretimi yönlendiriyor.

Hayvancılık destek ve kredilerinin amacı dışında kullanımı engellenmeli. Amaç dışı kullanımın tespiti halinde caydırıcı cezalar getirilmeli.

DÜZENLİ BİR TOHUMLA SİSTEMİ OLUŞTURULMALI
4 - Irk ıslahı
Sürdürülebilir hayvancılıkta, birim hayvandan alınan verim önemli. Ülkemizde bu güne kadar önemli mesafeler kat edildi. Yerli ırklarımızın et ve süt verimleri, yüksek ırkların tohumları ile tohumlanarak arttırıldı. Ancak henüz istenilen seviyede değil.

Her ne kadar büyük baş hayvan sayısı olarak dünyada 25. sırada bulunsak da, inek başına süt verimi ile kasaplık hayvan karkas et verimi ortalaması olarak dünyada 50. sıralardayız. Bu nedenle, birim hayvandan alınan verim daha da yukarıda olmalı. Bunun için; suni tohumlama desteklemelerine devam edilerek, ülke genelinde düzenli bir tohumlama sistemi oluşturulmalı. Bu konuda serbest muayenehane çalıştıran 6 bin veteriner hekimden yararlanılabilir.

BU HASTALIKLAR HEM HAYVAN HEM DE HALK SAĞLIĞINI ETKİLİYOR
5 - Ekonomik kayıplara neden olan hastalıklar
Hayvancılık destekleri ancak sağlıklı sürülerde amacına ulaşabilir. Hayvancılığın geliştirilmesi için sıraladığımız tüm bu tedbirler tam anlamıyla uygulansa bile; özellikle "şap", "tüberküloz", "bruselloz" gibi ülkemizde de yaygın olarak görülen hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde verim alınamaz.

VETERİNER HİZMETLERİ TEŞKİLATI ŞART!
Bu hastalıklar, halk sağlığı açısından da büyük bir tehdit oluşturuyor. Bunun için; hızlı karar alabilen, bağımsız hareket edebilen mali yönden güçlü bir veteriner hizmetleri teşkilatının oluşturulması gerekir.

NE YAPILMALI?
-İthalatın, yerli üretici üzerinde yarattığı olumsuz etkileri kaldıracak desteklemeler acilen devreye sokulmalı. Çünkü; ithalat kararı alınırken, yerli üretici için telafi edici desteklemelerin yapılmaması nedeniyle, ithalatın yerli üretici açısından faturası çok ağır olacaktır.

-İthalatın et ve kasaplık hayvan yerine damızlık ve besilik hayvan olarak tercih edilmesi gerekir. İthalat, kapasiteyi tamamlama süreci ile sınırlı tutulmalı.

-Yetiştiricinin, sürdürülebilir hayvancılık politikalarının uygulanacağı konusunda, Et Konseyinin yetkilerinin arttırılarak devreye sokulması veya Piyasa Müdahele Kurumunun oluşturulması gibi güven verici düzenlemeler yapılmalı.

-Siyasi müdahalelerden uzak sürdürülebilir bir hayvancılık politikası belirlenmeli. .