Yoğun bakımda tedavi gören Harun Kolçak'ı yalnız bıraklayan Işın Karaca hastanede Günaydın'a özel hayatı ve kariyeriyle ilgili açıklamalarda bulundu. İşte Karaca'nın konuşmasından satırbaşları:

"SONRADAN GELENLER ORDUSU VAR"

-Sonradan çıkıp gelenler ordusu vardır; ben onlara çok sinir oluyorum. Diğer taraftan da burada hastanede olması gereken insanlar var. Birinin hayatına dokunmak için her dakika onu görüp, öpüp, yanında olmaya gerek yok. Hepimizin kendi hayatı ve bir işi var ama biz burada duruyoruz.

"ŞOV İÇİN DÖKÜLÜYORLAR"

-Bu bir enerji paylaşımıdır, o yüzden dün çok kızdım. Normalde ortada görünmüyorlar ama bir şey oldu mu şov için ortalığa dökülüyorlar.

"KÖYDE YAŞIYORUM"

-Bu sektördeki ikiyüzlülükler, riyakârlıklar yüzünden Kilyos'ta bir köyde yaşıyorum ve çok fazla insanla görüşmüyorum. Kimseye küs değilim; zaten bende kin, kinaye gibi şeyler yoktur. Hiç beceremem, hep unuturum. Kardeşim de her zaman 'Onlar sana neler yaptı, ne unutkan kadınsın!' der.


"AFFEDİCİ OLMAK ALLAH'A KALAN BİR DURUM"

-Snopluk bana göre bir şey değil, birinin yardıma ihtiyacı varsa koşarım. Kızım doğduktan sonra birçok şeyle baş etmeyi öğrendim. Affedici olmak bana değil, Allah'a kalan bir durumdur. Bir kul olarak kimseye hesap soramam, beceremem. Yüzüne söyleyemeyeceğim şeyi arkandan söylemem. Bir insanla görüşmüyorsam, zaten iyi değildir diye görüşmem.

"KAZIK DİYE BİR KÖPRÜ YAPABİLİRİM"

Kazık diye bir köprü yapabilirim. Herkes kadar kazık yediy-m. İyi niyetliyim, safım yani... Kimseye bilerek kötülük yapmamışımdır, yaptıysam da özür dilerim ama Allah bana şunu gösterdi ki; benim canımı yakan herkesin canı yanmıştır.

"NE STARLIĞI AYOL"

-Aslında bu sektörün insanı değilim; eşim, çocuklarım, mutfak, temizlik, elinde bezle ortalığı temizleyen biriyim. Evde çalışanlar var ama onlar oturur, ben iş yaparım. Çok da kızarlar, "Biraz starlığını yaşa" derler ama "Ne starlığı ayol; evin temizlenmesi, yemeğin hazırlanması lazım" derim.

"YEMEĞİ BEN YAPARIM"

-Başkası yemek yapınca beğenmiyorum, kendim yapınca daha kolay oluyor. Mesela sabah erken kalktım, yemeği yaptım ve buraya öyle geldim. Eve girerken Işın Karaca'yı kapıda bırakıyorum. Çünkü o kapıdan girdikten sonra şöhretli birinin egosunu yaşama lüksüm yok, iki tane evladım var. Biri spor kıyafetinin yerini sorar, biri arabanın anahtarlarını arar; "Anne para versene" ya da "Anne yemekte ne var?" diye sorarlar. Yorulduğum oluyor ama dışarısı ve içerisiyle ilgili dengeyi kurdum.

"ONLAR KISKANIYORLARSA BİLEMEM"

-Ben bir sürü isme; "Hadi gel, beraber şarkı söyleyelim" demişimdir. 'Ay ben albüm çıkarıyorum' bahaneleriyle kabul etmemişlerdir. Ben kıskanmıyorum ama onlar beni kıskanıyorsa, onu bilemem. Bende problem yok. Bir de dünyaya bakın; Beyonce gidiyor, Rihanna'yla bir arada şarkı söyleyip, sektöre kan veriyorlar. Onlar yaparken, biz neden yapamıyoruz? Çünkü bizim birleştirici gücümüz yok.

"SEZEN AKSU'YU DAHA İYİ ANLIYORUM"

-Moda'da bir stüdyo açtım. Keşif yapmaya başladım. Kafa yorduğum iki kişi var ve onlar bunu bilmiyor, sürpriz olsun. Onları şimdilik gözlemliyorum. Zamanında Sezen Aksu; "Sen daha hazır değilsin" dediğinde "Aaa ben çok iyi bir şarkıcıyım" derdim. Şimdi onu daha iyi anlamaya başladım. Ben de yeni isimlerde bunu görmeye başladım.

-Bedava müziğe konmaya bayılıyoruz. Koca bir sektör ölmek üzere ve 20 lira verip bir CD almıyoruz. Ben mutfak masrafından kısıp CD, kaset aldığımı hatırlıyorum. Zaten sanatçılar sahne programı yapmazsa aç kalır.


-"Bu şarkıyı bulduk, hadi çıkartalım" şeklinde bir hız var. Eskiden sevgililer mektuplaşırdı, şimdi 'Ayrıldık, bitti, hadi canım naş' diyerek mesaj atarak ayrılmalar oluyor. Hız bu kadar hız yani... Trafikte dahi hiç kimseye sabrımız yok.