Sinema ölçeğindeki projelerde yer alan Vogue, The September Issue (Eylül Sayısı) adlı filmde, efsanevi baş editör Anna Wintour yönetiminde çıkan dergiye yakından bakıyor.

İlişkili Haberler


The September Issue- Eylül Yayını adlı filmde derginin Eylül ayı baskısına hazırlığını konu ediyor.

The September Issue adlı film, yönetmen R.J. Cutler'ın Vogue dergisinde yaptığı 9 aylık çekimden kesitler içeriyor. Film, yaklaşık 20 yıldır derginin baş editörü ve sektörün en belirleyici ismi olan Anna Wintour’un çalışmaları hakkında belgesel nitelikte.

Filme ismini veren Eylül ayı baskısı, dergilerin gelecek yılları şekillendirdiği yıl içindeki en önemli yayınıdır. Film Türkiye’de de gösterime girecek.

FİLM HAKKINDA YAZILANLAR
Şeytan Prada Giyer filmini izlediğimde abartılmış olabileceğini düşünmüştüm. Ama New York’ta ay başında gösterime giren “Eylül Sayısı” belgeselini görünce fikrim değişti. Az bile anlatmışlar.

Etrafa kıyafetlerini saçmasını ya da asistanından yayımlanmamış Harry Potter romanı istemesini kastetmiyorum. Amerikan Vogue’un genel yayın yönetmeni Anna Wintour, ailesi ve patronu dışında etrafındaki herkese böcek muamelesi yapıyor. Bu yazı, aslında hafta içi sona eren New York Moda Haftası ve Vogue’un 840 sayfalık Eylül 2007 sayısının hazırlanışını anlatan “Eylül Sayısı” belgeseli üzerine. Ancak başka bir açıdan da, Anna Wintour haklı mı haksız mı yazısı. Yani moda dünyasının en güçlü kadınının insanların suratına bakmadan konuşması, kapalı yerde bile taktığı güneş gözlükleri, yanında çalışanlara mesafesi, tasarımcıları aşağılaması, elitist tavrı kabul edilebilir bir durum mu değil mi?..

Moda Haftası’nda organizasyonu yürüten IMG’nin Başkan Yardımcısı Fern Mallis ile görüştüm. Defilelerin yapıldığı çadırın tepe yöneticisi. “Eylül Sayısı’nı izlediniz mi” dedim. “İzledim” dedi. “Anna Wintour’un modanın en güçlü kadını olduğunu siz de kabul ediyor musunuz” diye sordum. Durdu, “Gazeteciler öyle diyorsa, öyledir” dedi. Aralarında bir yaş fark var. Eğer bu işte neyin trend olacağına bir kişi karar veriyorsa, o kişi farklı olmak zorunda.

Technorati’nin verilerine göre dünyada moda ve alışverişle ilgili 2 milyon blog kurulmuş. Herkes biliyor. Konu da yeterince subjektif olunca, herkes bir düşünce açıklıyor. Dışarıda bu kadar gürültü varken, kapıyı kapatmadan çalışabilir misiniz!..

SIFIRDAN YARATABİLİR
Eylül Sayısı’nda Thakoon adında bir tasarımcının da paralel hikâyesi anlatılıyor. Anna Wintour destek olmuş. Thakoon da, daha önce kimsenin bilmediği bir isimken, filmin sonunda tanınan bir modacıya dönüşüyor. Moda Haftası’nda çıkan günlük dergide bir röportajına rastladım. İnsanlar artık yolda beni tanıyorlar, demiş. Böyle bir güç, zaman içinde kendiliğinden bir seçicilik oluşturur.


Sadece kürkü için öldürülen hayvanlar değil. Heveslendirdiği, tüketime sürüklediği, modacı Oscar de la Renta’nın ifadesiyle “moda kurbanları”na dönüştürdüğü insanlar yüzünden de suçlanan bir sektör moda. Vogue da o “suçun” en büyük faili. Bu kadar keskin bir entelektüel suçlamanın muhatabıysanız, her ortamda mesafenizi korumak zorunda kalırsınız. Çünkü ayaküstü bir konuşmada bile laf işitme ihtimaliniz vardır.

Sadece entelektüeller değil, kendilerine hava katmak isteyenler de moda eleştirisi yapıyor. Moda Haftası’nın kapısında New York Post’ta yazan, tanıdığım bir gazeteciye rastladım. Geçen yıllara göre nasıl bulduğunu sordum, “Her sene aynı. Saçmalık” dedi. “Ne yazıyorsun peki” diye sordum. “Sarhoş manken skandalı” dedi. Tabloid bir gazetede çalışıyor. Dedikodu sütunu yazıyor. Ama sadece New York’ta 10 milyar dolarlık bir pazarı olan sektöre “saçmalık” deme hakkını kendinde görebiliyor. Sonra yanımıza Paris Match’ın New York bürosundan biri geldi. Paris Match ama o da aynı, beraber sövdüler. Siz Anna Wintour olsanız, uğraşır mısınız!..

Eylül Sayısı’nın en çarpıcı sahnelerinden biri... Yves Saint Lauren’in baştasarımcısı Stefano Pilati, Anna Wintour’a özel bir defile yapıyor. Ancak bir süre sonra Wintour sıkılıyor. Pencereden dışarı bakmaya başlıyor. Bu arada ağzından belli belirsiz bir yorum duyuyorsunuz: “İyiymiş.” Pilati eziliyor. Ve Wintour’un yanına gidip izahat vermeye başlıyor. “Bu sezon stresliyim, şöyleyim, böyleyim...” Kim, tek bir hareketle karşısındakini konuşturma yeteneğinden vazgeçer ki!.. Demek bundan anlıyorlar...

Andre Leon Talley adında biri var. Louis Vuitton çantalarıyla korta çıkıp koşmadan tenis oynayan ve sürekli “harika”, “muhteşem” diye konuşan, modanın ve Vogue’un eğlencesi, ünlü bir moda editörü. 75 yaşına gelmiş Valentino’ya, “Siz daha kariyerinizin başındasınız” diyecek kadar ölçüsüz. Etrafınız Talley gibilerle dolu olsa ve sürekli pohpohlansanız, başka türlü aklınıza mukayyet olabilir misiniz?.. Valentino’nun o laftan iki ay sonra emekli olduğu açıklandı.

Ve son olarak, Vogue’a çıkartıp meşhur ettiği mankenler. Moda Haftası’nda Milly’nin defilesinden önce sahne arkasına geçip hazırlıkları izledim. O sırada mankenlerden biriyle görüştüm. Güney Afrikalı. 20 yaşında. Fern Mallis, bu sene şovlara çıkan mankenlerin kriz yüzünden düşük seviyeli isimler olduğunu söylemişti. Ama ben konuştuğum mankenin ne kadar kazandığını öğrenemedim. Çünkü böyle şeylerden bahsetmek istemediğini, 2 yıldır Manhattan’da çok rahat bir yaşam sürdüğünü anlattı. Büyük ihtimalle defileden sonra da F trenine binip evine döndü. Bu durumda siz olsanız, defileleri izlerken gözlüklerinizi çıkarır mısınız?.. Tiyatronun bir parçası gibi durmayı göze alır mısınız?..

Eylül Sayısı’nın bir yerinde kendi söylüyor Anna Wintour. “Modada insanları sinirli yapan bir şeyler var” diyor. Haklı.

Arada, New York’ta buluştuğum, iş için buraya gelmiş Türklerin portrelerini yazıyorum. Ancak son dönem şöyle bir handikap yaşadığımı fark ettim. Ben aslında bu kişilerle asıl yerlerinde değil, herkesin “biri” olduğu New York’ta konuşuyorum. O “birilerinin” arasında egolarının en aşağıya indiği sırada... O yüzden Moda Haftası için New York’a geldiğinde görüştüğüm, önümüzdeki Mart ilk sayısı çıkacak Vogue Türkiye’nin Genel Yayın Yönetmeni Seda Domaniç hakkında yazacaklarımı da o gözle okuyun.

Çok mütevazı. Samimi. Kendine güveni yerinde, konuşurken rahat.

Georgetown ve Johns Hopkins’te uluslararası ilişkiler, Sabancı’da siyaset doktorası... Harikulade bir CV’si var. Nabucco Projesi’nde de çalışabilecekken, o Vogue’u yapmak istiyor. Ekonomi gazeteciliğinden gelme.

Öğreniyor. Modayla bir yıl öncesine kadar ortalama bir işkadını kadar ilgilenmiş. En fazla dergi karıştırmış. Şimdi her şeyi sahada görüyor. Moda editörüyle moda haftalarını dolaşıyor. Akşamları partilere katılıp çevre oluşturuyor. Çekimlere gidip hikâye topluyor.

Sanatçı değil. Bir profesyonel. Konuşurken, Vogue’un neden onunla çalışmak istediğini anlamaya çalıştım. Tam da bir sanatçı olmadığı, bir profesyonel olduğu için seçildiğine karar verdim.

Amerika, Fransa, İngiltere ve İtalya’da çıkan Vogue edisyonları dışında dünyadaki bütün Vogue’lar düşük profilli. Moda endüstrisi ufak, uluslararası tasarımcısı bu ülkeler kadar olmayan Türkiye de büyük ihtimalle aynı akıbete uğrayacak. Ve bu durumda Vogue’un yaratıcı birinden ziyade filtreleme yapacak birine ihtiyacı olacak. Kurumsal kültüre uygun birine...

Son İmparator Valentino filminde şöyle bir sahne var: Bir defile hazırlığında Valentino sinirleniyor. Sevgilisi ve ortağı Giancarlo Giammetti’yi bir köşeye çekiyor: “Beni niye çağırdın?” diyor Giammetti. “İnsanlar dediklerimi takip etsin” diyor Valentino. Bir daha soruyor, “Beni niye çağırdın?”. “İşler yürümüyor çünkü” diyor. Sonra bir kez daha soruyor: “Beni niye çağırdın?” Valentino sonunda söylüyor: “İnsanlar önümde diz çöksünler istiyorum.”

Ben Seda Domaniç’i New York’ta gördüğümde güneş gözlüğü yoktu. Ancak yetenekli ve çoğu Valentino kadar kaprisli modacılar bir yana, ne iş yapıyorsun diyenlere “Modacıyım” diyebilmek için modacı olanlar, onların elbiselerini pazarlamak için koşturanlar, burun kıvıranlar, lafçılar, yağcılar, özetle makbul olmayanlar da etrafını sardıkça, İstanbul’da gözlüklerini takmak isteyebilir.
Hürriyet-Tolga Tanış



***



Anna Wintour her gün 6’ya çeyrek kala kalkıp tenis oynuyor. Saçını ve makyajını yaptırıp işe gidiyor. Akşamları ise en geç saat 22.00’de yatağına giriyor, bu yüzden gittiği partilerde 10 dakikadan fazla kalmıyor. 20 yıldır aynı saç modelini kullanıyor. Kocası David Shaffer’dan 1999 yılında boşandı. Bu evlilikten Charles ve Katherine adından iki çocuğu var.

Dünyanın en önemli moda dergilerinden biri kuşkusuz Vogue... Dolayısıyla dünyanın en ünlü ve güçlü editörü de Amerikan Vogue dergisinin baş editörü 60 yaşındaki Anna Wintour. Moda dünyasının buz kraliçesi olarak anılan Wintour bugünlerde yine gündemde çünkü hayatından kesitler sunan belgesel The September Issue (Eylül Sayısı) ABD’de dün vizyona girdi. İlk olarak Edinburgh Film Festivali’nde gösterilen belgeselde Wintour ve ekibinin Vouge’un 840 sayfalık Eylül 2007 sayısını yayına hazırlarken yaşadıkları anlatılıyor.

BABASI DA GAZETECİYDİ
Daha önce Şeytan Marka Giyer (Devil Wears Prada) filminde Meryl Streep’in canlandırdığı Wintour, bu belgeselde doğal haliyle karşımızda. Onu bu kadar güçlü yapan, filmlere ve belgesellere konu eden nedir? Aslında film gibi bir hikayesi yok... Onun için ‘şanslı doğanlardan’ diyebiliriz. Anna Wintour’un babası da bir yayıncı; İngiliz Evening Standard gazetesinin genel yayın yönetmeni Charles Wintour. Wintour işe Londra’da Harper & Queen’in (Harper’s Baazar’ın ilk adı) dergisinin moda departmanında başladı. Birkaç yıl içinde editörlük merdivenlerini hızla tırmandı. Londra ve New York arasında mekik dokumaya başlayan Wintour, 1976’da New York’a taşındı ve Harper’s Baazar’ın moda editörü oldu. Bir süre sonra Harper’s Baazar’dan ayrılıp Viva’ya geçti. Ardından da gözünü yayın yönetmenliğine dikti. Çekimlere ve fotoğrafçılara inanılmaz paralar harcıyor, Karayipler ve Japonya gibi yerlere pahalı seyahatler düzenliyordu. 1981’de New York Magazine’den iş teklifi aldı. 1986’da Güney Afrikalı bir psikiyatrist olan David Shaffer ile evlendi ve Londra’ya İngiliz Vogue’un yayın yönetmeni olarak döndü. Derginin çehresini değiştiren Wintour yaptığı acımasız eleştiriler nedeniyle ‘nükleer Wintour’ lakabını kazandı!


1987’de Home and Garden dergisini yeniledi ve adını HG olarak değiştirdi. İnsanlar homurdansa da Condé Nast’daki (Derginin bağlı olduğu yayın grubu) patronları arkasındaydı. O dönemde maaşı 200 bin dolardı, 25 bin dolar da giysileri ve diğer harcamaları için ödeniyordu. Üstelik Londra ve New York arasında gidip gelebilmesi için uçak biletleri bile dergi tarafından karşılanıyordu.

1988’e gelindiğinde Wintour New York’a geri döndü. O dönemde Vogue’un abone sayısı 1,2 milyondu. Dergiyi bazı okuyucular sıkıcı buluyordu. Wintour, bütün ipleri eline aldı ve dergiyi baştan aşağı yeniledi. Radikal bir kararla kapaklarda süper modeller yerinde ünlüleri, çekimlerde ise pahalı parçalarla ucuzları bir arada kullanmaya başladı. Örneğin 1988’de bir sayıda bir modele 50 dolarlık bir kot pantolon ve 10 bin dolarlık bir mücevherle kaplı bir tişört giydirdi.

Dergide yeni tasarımcılara da yer vererek Marc Jacobs ve Alexander McQueen gibi birçok modacının isim yapmasını sağladı. Birçok ünlü isim için Vogue’a kapak olmak çok önemli. Öyle ki ABD’nin en çok izlenen talk şov programını yapan Oprah Winfrey, derginin kapağına çıkabilmek için 10 kilo verdi. Lakapları arasında Buz Kraliçesi, Moda Hitler’i de var.

Anna Wintour, kürkü yeniden moda yaparak hayvan hakları savunucularını çok kızdırdı. Hatta New York’ta bir lokantada yemek yerken, birisi tabağına ölü bir rakun koyarak kaçtı. Hayvan hakları savunucusu PETA, Wintour’un korkunç bir fotoğrafını bulup üstüne ‘Kürkü güzel hayvanlar ve çirkin insanlar giyer’ diye yazan bir afiş hazırladı. Diğer afişte Anna Wintour elinde Vogue’la kafiyeli ‘Morg’ adlı bir dergi tutuyor, derginin kapağında da ‘Eski kunduzumu ne yaptım-Anna Wintour yazıyor’ başlığı okunuyordu.

TASARIMCILARI FIRÇALIYOR, KAPAK KIZINA ‘DİŞLEK’ DİYOR
ABD’de gösterilmeye başlanan The September Issue (Eylül Sayısı) belgeseli yakında Türkiye’de de gösterilecek. İşte o belgeselden ilginç notlar...


The September Issue (Eylül Sayısı) belgeselini Bill Clinton’nın seçim kampanyasını beyazperdeye aktaran ünlü yönetmen RJ Cutler çekti.

Belgeselin tamamlanması iki yıl sürdü. 88 dakikalık film için 300 saatlik bir çekim yapıldı.

Belgeselde Wintour, programında bir boşluk oluştuğu için Milano Moda Haftası’na uğramaya karar veriyor. Yves Saint Laurent’in tasarımcılarıyla görüşüp koleksiyonu eleştiriyor ve sonra da “Bence tasarımları bir daha düşünmelisin” diyor. Prada tasarımcılarını fırçalayıp “Bazı modelleri yeniden yorumlayın” tavsiyesinde bulunuyor.

New York’a dönünce 50 bin dolarlık bir moda çekimini yeterince etkileyici bulmadığı için çöpe atıyor.

Film boyunca sadece üç kez kameraya bakıp konuşuyor. Filmde gülümsediği tek sahne ise kızıyla ilgili konuştuğu sahne.

Kapak yıldızı Sienna Miller’a çaylak muamelesi yapan Wintour, belgeselde onun için “Çok dişlek ve sönük” yorumunu yapıyor.
Berrin Haberveren-Star


***




Yapımcı R.J. Cutler, Amerikan Vogue’un efsanevi editörü Anna Wintour’ın peşine takılıp 8 ay Vogue ofislerinde dolandıktan sonra ortaya “The September Issue” (Eylül sayısı) isimli belgeseli çıkardı. Bilen bilir, Amerikan Vogue her ne kadar son zamanlarda Avrupalı kardeşlerinin gölgesinde kalsa ve magazin dünyasında Anna Wintour’un yaratıcılığını kaybettiği konuşulsa da derginin, özellikle Eylül sayısının yine de modayı yönlendiren yadsınamaz bir gücü vardır. Anna Wintour zaten her zaman nev-i şahsına münhasır bir tipti; ister saç kesimi olsun, ister karanlıkta bile çıkarmadığı onunla bütünleşen güneş gözlükleri... Son zamanlarda, Şeytan Marka Giyer filmiyle ve Verda Penso’nun “onun yüzüne telefonu kapattım” açıklamalarıyla (!) popüler kültürde yerini iyice sağlamlaştırdı. R.J. Cutler da bu popülerlikten pay almak istemiş olacak ki bu belgeseli çekti, iyiki de çekti! Anna Wintour bu belgeselle birlikte bizi gizli dünyasına çekerek, Şeytan Marka Giyerle üstüne yapışan “şeytan editör” imajından kurtulmaya mı çalışıyor bilinmez ama kendisini ve Vogue’u daha yakından tanımamızı sağlayacak herşeye biz zaten dünden razıyız...

Not: Belgesel Sundance Film Festivali’nde ön gösterimini yaptı, Amerika’da Eylül’de gösterime gireceği söyleniyor. Anna Wintour, Sundance’e geldiğinde “ilk defa çalışırken kot giyiyorum” demişti. Kendisinin “casual” (gündelik) olarak tanımladığı kıyafet J Brand kot, Manolo botlar ve Michael Kors kürk detaylı ceketten oluşuyordu tabii ki! Ee, şeytanın Adidas giyecek hali yoktu!
idilmelis.moda.com


***

Anna Wintour’un “Şeytan’a Prada’sını ters giydirdiği” filmi “The September Issue”, yani “The Eylül Sayısı” yakında sinemalarda.

Bu sefer Anna Wintour’u Anna Wintour oynuyor.

Yine Vogue’un halka düşmediği ama halkın Vouge’a düşeceği projelerden Eylül Sayısı filmi.

Filmde yönetmen R.J. Cutler’ın Vogue ülkesinde köstebeklik yaptığı 9 ayı izleyeceğiz.

Frangmanda gördüğüm Andre Lean Tally’e şimdiden Brüno’dan daha çok güleceğim sözünü verdim. “Ye Kürküm Ye”.

Thakoon’un Madonna gibi dediği Wintour’un Oscar de La Renta’ya defile için nasıl karıştığını kaçırmayın.
yenimodalar.net


***

Dünyanın en etkili editörlerinin başında gelen Vogue yayın yönetmeni Anna Wintour’ın (59) hayatından gerçek kesitler sunan The September Issue (Eylül Sayısı) ilk kez izleycilerle buluştu. Asistanı Lauren Weisberger tarafından kaleme alınan Şeytan Prada Giyer filminde Merryl Streep’in muhteşem performansıyla Wintour’ın yaşam biçimi ve çalışma hayatı gözler önüne serilmişti. Ancak Wintour’ı yakından tanıyanlar Şeytan Prada Giyer filmindeki karakterle arasında ciddi farklar olduğunu vurgulamıştı.

Edinburgh Film Festivali’nde gösterilen The September Issue, daha önce Bill Clinton’un seçim kampanyasını beyaz perdeye aktaran ünlü yönetmen RJ Cutler tarafından çekildi. Belgeselde Wintour ve ekibinin Vouge’un 840 sayfalık 2007 Eylül sayısını yayına hazırlarken yaşadıkları anlatılıyor. 88 dakikalık film boyunca İngiltere doğumlu Wintour sadece 3 kez kameraya doğrudan konuşuyor. İşte belgeselden çarpıcı detaylar ve tüm çıplaklığıyla nam-ı diğer Nükleer Wintour:

DİPNOT: Vouge US, 2008 yılında 2893 sayfa ilan aldı. 52 milyon dolar gelir elde etti. Uluslararası edisyonlarla toplam gelir 200 milyon doları aştı.
habercrombie.com


***

Geçtiğimiz hafta sonu, uzun zamandir merakla bekledigim “ Eylül Sayısı” filmini izlemeye gidebildim. Bilmeyenler icin Eylül Sayısı, Vogue’un genel yayın yönetmeni Anna Wintour’un derginin 2008 sonbahar ozel moda sayısının hazırlıklarını gösteriyor. Vogue’un 2007 eylul sayısı yaklaşık 2.5 kg olma ve derginin bugüne kadarki en kalın sayısı olma özelliğini taşıyor. Filmde genel yayın yönetmeni Anna Wintour’un ve diğer editörlerin moda dünyasının ansiklopedisi olan derginin hazırlama süreçlerini izliyoruz. Belgesel, çok iyi yorumlar hatta Sundance Film Festivali'nde Özel Jüri Ödülü kazanmış olmasına rağmen beni pek tatmin edemedi. Gelecek sefer Vogue ile ilgili bir film izlemek istedigimde yine Seytan Marka Giyer’i izleyecegim.
trendtastic-ny.com