Keşfedilmeyi bekleyen mutfak: Çorum

Birçoğumuzun sadece leblebisiyle tanıdığı Çorum'un İskilip dolması, keşkek, Çorum mantısı, kuru mantı, yırtma, şekerleme, sıkma baklavası ile keşfedilmeyi bekleyen zengin bir mutfağı var.

05.10.2012 - 15:12

Keşfedilmeyi bekleyen mutfak: Çorum

Üç tarafı denizlerle çevrili “turizm cenneti” ülkemizde tatil denince akla deniz ve güneş geliyor. Son yıllarda kültür turlarıyla bu anlayış yıkılmaya çalışılsa da pek başarılı olduğu söylenemez. Katıldığım Likya, Pamfilya, Kuzey Ege ve Doğu Karadeniz turlarını düşününce ben de bu yoldan gittiğimi fark ettim. Ta ki, geçtiğimiz hafta Çorum Gastronomi Turu’na katılana kadar…


Tur kapsamında vaat edilen Çorum yemekleri olunca önce düşünmedim değil. Aklıma Çorum denince herkes gibi leblebiden başka bir yiyecek gelmedi. Ama ön yargımın kırılması da uzun sürmedi. Bu güzel daveti yapan Karibu yola yeni çıkan bir tur şirketi. Karibu, eski Afrika dillerinden biri olan Swahili dilinde “Hoş geldiniz” anlamına geliyor, aynı zamanda bir ren geyiği türü. Bu geyik türünün 2000 kilometreden fazla yol kat ederek “karada en fazla göç eden hayvan” olduğunu öğreniyoruz. “Gezmek yaşamaktır” diyen Karibu’nun bu ilk turuna hayırlı olsun dilekleri ve arkamızdan su dökülerek uğurlanıyoruz.

Bursa’dan gece başlayan yolculuğumuz sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Çorum’da alınan yöresel kahvaltıyla devam ediyor. Gezinin ilk durağı Hitit Uygarlığı’nın başkenti Hattuşa’yı ziyaret ediyoruz.

Şehir kuzey ve güney şehir olarak ikiye ayrılmış. Şehrin kuzeyi ‘aşağı şehir’, güneyi ‘yukarı şehir’ olarak adlandırılmış. ‘Yukarı şehir’de sarayın bulunduğu Büyük Kale’nin ve ‘güney şehir’de tapınakların izini sürdükten sonra Hititler’in tanrı ve tanrıçalarının kayalara kabartma olarak işlendiği Yazılıkaya Tapınağı’nı geziyoruz.

Hattuşa’daki turumuz şehirde yapılan kazılardan çıkan eserlerle Frigler, Roma ve Bizans dönemine ait eserlerin sergilendiği Boğazköy Müzesi’nde son buluyor. Ardından ilk kazıların parasını Atatürk’ün cebinden verdiği Alacahöyük’e doğru yola çıkıyoruz. Yapılan kazılardan çıkarılan eserler Alacahöyük Müzesi’nde sergilenirken, etrafı taşlarla örülü mezarlarda ölülerin ardından verilen yemeklerde kurban edilen hayvanların kafatası ve kaval kemikleri ile altın gibi değerli eşyaları yer alıyor.

Konaklayacağımız otele doğru yola çıkarken yol üzerindeki durağımız meşhur Çorum leblebisi satan bir kuruyemişçi oluyor. Bu kadar çok çeşitli leblebiyi ilk kez bir arada görmenin şaşkınlığıyla tek tek hepsinin tadına bakıyoruz. Tuzlu, çikolatalı, susamlı, baharatlı, şekerli, sade, soyalı, çıtır, biberli, beyaz…

Gece yolculuğu, Hattuşa ve Alacahöyük gezilerinin ardından yorgun düşsek de akşam yemeğinde bizi bekleyen sofrada ilk yöresel yemeklerle karşılaşıyoruz. Keşkek, Çorum mantısı, madımak, çökelekli dürüm, yırtma...

İkinci gün sabah kahvaltısının ardından 1914 yılında hastane olarak yapılan ardından okul binası olarak kullanılan Çorum Müzesi’ni ziyaret ediyoruz.

Müze arkeoloji ve etnografya olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Müzenin arkeoloji bölümündeki seramik eserler, altın süs eşyaları, takılar görülmeye değer. Müze içinde yapılan simülatorle Hattuşa şehrinde atla gezintiye çıkmak mümkün.

Müzenin ardından Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun 1942 yılında iki hafta kaldığı, resim anlayışını değiştiren ve ‘Karadut’ şiirini kaleme aldığı İskilip’e doğru yola çıkıyoruz. Eyüboğlu’nun, ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’na yazdığı mektubunda İskilip’e hayranlığını “İskilip'e derhal vurulmamaya imkân yok” diye anlattığını öğreniyoruz. İskilip’te ilk durağımız İskilip Halk Kütüphanesi'nin giriş katında düzenlenen Bedri Rahmi Eyüboğlu Sürekli Sergi Salonu. Salonun duvarlarını Eyüboğlu'nun mektupları, şiirleri ve resimleri süslüyor.

İskilip sokaklarında bizi el yapımı ayakkabı ve ahşap oyuncaklar satan dükkanlar karşılıyor. Yıllara inat hala direniyorlar ama ustaların artık yetiştirecek çırak bulamadıklarını öğrendiğimizde gördüklerimizin ne kadar kıymetli olduğunu anlıyoruz. İlçenin kalesini ve kaya mezarlarını da gördükten sonra yolculuğumuz boyunca merak ettiğimiz İskilip dolması yemek üzere Seyirtepe’ye gidiyoruz.

Büyük davetlerde ve düğünlerde yapılan İskilip dolmasının bakır kazanlarda 12 saat boyunca odun ateşinde piştiğini duyunca şaşırmamak mümkün değil. İskilip dolması; şehriye çorbası, sirkeli cacık, ve un helvasıyla birlikte masanıza geliyor. Lenger denilen üstü kapalı bakır kaplarda gelen İskilip dolması iştahınızı kabartacak türden bir yemek. 

İskilip'ten Çorum'a doğru giderken; Kızılırmak üzerinde sağımızda batan güneş, solumuzdaysa dolunay yolculuğumuza eşlik ediyor.

Bu arada akşam yemeği için başka bir sürprizin hazırlandığını öğreniyoruz. Katipler Konağı'ndayız...

Konağın bahçesinde bizi 17 yıldır yemekleri bizzat yapan Fevziye hanım karşılıyor. Restaurantın işletmeciliğini kızı yapsa da yemekler Fevziye hanımdan soruluyor. Özenle hazırlanmış mükemmel bir sofrada buluyoruz kendimizi. Birbirinden lezzetli meyve turşusu, Keşkek, kuru mantı, Mumbar dolması, su böreği, sıkma baklava, şekerleme ile Çorum mutfağının en güzel yemeklerini yiyoruz.

Ertesi gün şehir turunun ardından geçtiğimiz dönüş yolculuğunda sohbet konusu Çorum mutfağının zenginliğiydi. Geçtiğimiz yıl yapılan "Hititlerden günümüze Çorum mutfağı" yarışmasına 300'e yakın yemek sunulmuş. Çorum sizi de 'Gastronomi Turu'na bekliyor.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...